Aybars Yılmaz

Aybars Yılmaz


Gördüklerim ve Varsayımlarım

02 Kasım 2020 - 14:31

Yeni Normal demeyi bırakıp Yeşil Mutabakat dediğimiz yeni bir dönemin kapısını aralamış bulunuyoruz.
Ön hazırlıklarının, kişiselleştirme ve akıllı yaşam teknolojileri üzerinden tamamlandığı; pandemi ile iklimsel ve doğal yaşam dengesinin oturtulmaya çalışıldığı; metrekareye düşen insan sayısı üzerinden yaşam alanı kurgularının tasarlandığı bir dönemin eşiğinde bulunuyoruz. 
Birçok alt başlığın oluşturduğu bu büyük stratejik kurguda, öne çıkan akımlar bu şekildeyken, detaylarına inmediğinizde, bunların hepsinin göze ve kulağa hoş şekilde hitap ettiği bir gerçek.
Her asırlık dönüşüm esnasında oluşan ve coğrafi değişimlerin asıl nedeniymiş gibi gözüken cephesel gelişmeler, bu sefer teknolojik bağlamda karşılık bulmuş gibi görünüyor. Uzun zaman sıkışıp kalmış devletlerin, farklı coğrafyalarda yetki ve bayrak değişimi içerisinde oldukları artık hepimizin malumudur. Ve bu nöbet değişiminde de ana rolü üstlenenin, savunma ve savaş teknolojilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçek. 
İnşa edilen bu yeni yapı için, merkez olarak Avrupa’nın seçilmiş olması ise asla bir rastlantı olarak düşünülemez. En basit örneklendirme ile izah etmek istersek; en güvenli ve uzun yapıların inşası için ana unsur öncelikle sağlam bir zemin gerekliliğidir. Ardından mümkün olduğunca, yapılaşmaya müsait bir çevre (yıkım gerektirmeyen ya da mümkün olduğunca az seviyede yıkım ihtiyacı duyulacak) tercih edilir. İşte bu örnek esas alındığında, Avrupa coğrafyası, ekonomik ve teknolojinin kaynağını teşkil eden teknik açıdan, sağlamlığı iyi bir zemin olup sahip oldukları düşük genç nüfus oranı ve aidiyet duygusu nedeniyle, çevresel faktörün de oldukça uygun olduğu bir alternatiftir. Bu şekilde dünya coğrafyasının merkezinde geçiş bölgesi olan bu nokta, merkez olması açısından en iyi tercih noktasıdır.
Kurgusu uzun zamandır, insanlığın yoğun şekilde ihtiyacını duyduğu beklentileri tespitine dayanan bu hamle, bir mutabakat halinde dünya devletlerinin önüne sunulmaya hazırlanmaktadır. Geçtiğimiz asrın en büyük gücü olan ekonomi hamlesinin, masaya konulacak mutabakat metninin en güçlü argümanı olacağı kesindir. Bu minvalde, dünya ekonomisinin, sadece Türkiye’ye has olmadığı anlaşılmalıdır, içerisine girdiği iktisadi çıkmazın oluşma gerekliliği, oyun kurucular için vazgeçilmez bir hamle gibi görünmektedir. Öyle ki, ‘tiny’ veya ‘homeless’ kavramlarıyla insanlığa gösterimi yapılan birçok pratik çözümün, yoksulluğa hazırlanma sürecinin bir parçası olduğunu düşünmekteyiz.
Hiçbir devrim kendinden bir öncekini tamamen yıkmadan tamamlanmış sayılamaz gerçeği asla unutulmamalıdır.
Sentetik biyoloji çalışmaları ile başlatılan dönüşüm çalışmalarında, hedefin ve odağın direk insan olması şaşırtıcı bir durum değildir. İnsanlık tarihinden esinlenilerek, gerçekleştirilen birçok alt kurgu ise kendini bu süreçte iyiden iyiye hissettirmektedir. Öyle ki, millet unsuru oluşmamışken, insan toplulukları arasında medeniyetin geçişi ve aktarımında ana unsur olan doğal yaşam, gıda ve temel ihtiyaçlar kavramı, kurulan yeni konseptte de ana bağlayıcılar olarak öne çıkmaktadır. Mutabakatın adının YEŞİL olması da, bu gerçekliğin bir dışavurumudur.
Unutulmamalıdır ki, her risk kendi içerisinde yeni fırsatlar barındırırken, her fırsat da beraberinde yeni riskler doğurur. Burada kendini güçlü ve zayıf yönleriyle (gerçekçi şekilde) tanıyıp, tanımlamış olanlar her zaman, bir adım önde olacaklardır. Millilik ve yerlilik kavramlarının bu dönemdeki zaruriyetinin hayati ölçüde ehemmiyet taşıdığını iyi okumamız ve anlamamız gerekir.