Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, nüfus artışını teşvik etmek ve çocukların nitelikli bakım hizmetlerine erişimini artırmak amacıyla “Komşu Anne Projesi”ni hayata geçirdi. UNICEF’in dünyada childminding olarak bilinen uygulamasından esinlenen proje, pilot illerde başladı.
Kağıt üzerinde kulağa hoş geliyor:
Çalışan anneler işine giderken çocuğunu güvenilir bir komşuya bırakacak. Bu kişi de aldığı eğitimle, sertifikasıyla, ilk yardım bilgisiyle bu görevi üstlenecek.
Emanet hassasiyeti
Ama iş “emanet” olunca, kağıt üstünde cazip görünen her şeyin gerçek hayatta aynı etkiyi yaratmadığını unutmamak gerek. Çocuk, sıradan bir sorumluluk değildir. Bir annenin, bir babanın kalbini teslim ettiği varlıktır. Yıllar önce anaokulu açmak istediğimde önüme çıkan ağır prosedürleri hatırlıyorum. Haklıydılar da… Çünkü çocuk emanettir, o emaneti korumanın ölçüsü de sıradan olamaz.
Kağıt üzerindeki şartlar
Elbette bakanlık, komşu anne olabilmek için belli şartlar koymuş durumda.
65 yaşından gün almamış olmak,
En az ilköğretim mezunu olmak,
Adli sicil kaydının temiz olması,
Sağlık raporu sunmak,
Evin çocuk bakımına uygun güvenlik koşullarını sağlamak…
Ve en önemlisi; en az 180 saatlik çocuk gelişimi eğitimi ile 18 saatlik ilk yardım eğitimi almak. Hatta özel gereksinimli çocuklar için ek ders şartı da var. Kağıt üzerinde ciddi görünüyor, evet.
Asıl mesele
Ama soruyorum: Bu kadar mı?
Çünkü mesele sadece sertifika almak değil.
Çocuk gelişimini bilen, pedagojik formasyona sahip, üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun binlerce genç işsizken; kısa süreli kurslarla “çocuk emanet edilebilir” anlayışını oturtmak, endişe verici bir tabloyu beraberinde getiriyor. Kağıt üzerindeki şartlar tamam, ama işin özünde eğitim ve formasyon olmadan bu sorumluluk gerçekten taşınabilir mi?
Geçmişten dersler
Üstelik hafızamızda taze bir travma var:
15 Temmuz. O gün sadece bir darbe girişimi yaşanmadı. Aynı zamanda yıllar boyunca “eğitim” adı altında çocukların beynine sızan bir yapının nelere yol açabileceğini gördük!
Bu nedenle, çocukların toplu halde bir eve bırakılması fikri ister istemez kaygıyı tetikliyor.
Kimseyi itham etmiyorum. Ama toplum olarak böyle bir deneyimden geçmişken, gözümüzün çok daha açık olması gerekmez mi?
Güven, şeffaflık, denetim
Sonuçta mesele proje değil, mesele çocuklarımız. Ve çocuk, hepimizin ortak emaneti. Onların geleceği için atılan adımların, daha sıkı kriterlerle, daha nitelikli eğitimle ve çok daha yüksek bir hassasiyetle planlanması şart.
Çünkü “komşu anne” ancak bu zeminde, gerçekten anne gibi olabilir.















