Bir sabah uyanıyoruz ve haber şu: "Trump klozetteyken kaçırıldı.!
İlk tepki: "Yok artık!" Ama hemen ardından gelen şu rahatsız edici soruyu kimse bastıramıyor:
Dünya yeniden mi paylaşılıyor?
Daha da beteri: Bu paylaşım sessizce mi yapılıyor?
Bugün Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun zorla alıkonulmasını tartışıyoruz ama o sadece bir bahane.
Bu bir mesaj. Ve adresi Çin'den Gazze'ye kadar uzanıyor.
Çin'in Tayvan'a dair kabaran özgüveni, Rusya'nın Ukrayna'dan çıkmamakta direten hali, ABD'nin Latin Amerika'daki ipleri koparırkenki rahatlığı...
Bunlar birbirinden bağımsız değil. Bunlar yeni bir haritanın köşe taşları.
Peki ya Ortadoğu?
Ona da müstakbel sahip mi belirlendi?
Yoksa "zaten işaretlendi" mi?
Gazze, bugün bir sınav kâğıdır.
Orada olan biten bir "güvenlik operasyonu" değil; bir alan tahkimi, bir sahne temizliği.
Siviller hedefteyse, hukuk askıdaysa, "orantı" kavramı bilinçli olarak yok sayılıyorsa...
Bu bir testtir.
Ve testin sonucu ortadadır: Kimse gerçekten ses çıkarmıyor.
ABD sadece izlemiyor, doğrudan koruma sağlıyor.
BM kararlarını veto ediyor,
soykırım suçlamalarını etkisizleştiriyor,
İsrail'in her adımını "meşru müdafaa" kılıfına sokarak meşrulaştırıyor.
Bu bir refleks değil, bir garanti belgesi.
Eğer Ortadoğu, haritada İsrail'e bırakılmışsa,
Gazze bunun en net ilanıdır.
Sessizlik bu nedenle korkudan değil, hesaptan.
Ve tarih hep aynı gerçeği fısıldar:
Paylaşım masasında olmayan, bedeli öder.
Çünkü kurallar bir kez delinirse, delik büyür.
Bugün susarak onaylanan, yarın misilleme olarak döner.
Ve kimse artık dokunulmaz değildir.
Bugün Maduro'yu konuşuyoruz ama yarın Trump klozetteyken kaçırılırsa ne diyeceğiz?
Soruyu ciddiye almak zorundayız.
Bir devlet, bir başka devletin liderini askerî güçle alabiliyorsa,
er ya da geç aynı şey herkese uygulanabilir.
"Maduro ile Trump bir mi?" şeklindeki itirazlar,
konunun özünden ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor.
Burada tartışılan kişi değil, açılan kapıdır.
Uluslararası hukuk kişilere göre işlemez; kurallarla ayakta kalır.
Ve eğer kurallar yıkılırsa,
hiçbir koltuk, hiçbir lider, hiçbir klozet güvende değildir.
Bütün bu tablo, bir suskunluk gösterisi değil, yeni bir dengenin kurulduğu alanı işaret ediyor.
Asıl sessizlik iç karartıcı olandır.
Çin susuyor.
Rusya susuyor.
Avrupa izliyor.
ABD yönlendiriyor.
Bu, diplomatik bir refleks yetersizliği değil, stratejik bir suskunluk.
Ya bu sessizlik, "bize de lazım olabilir" diye saklanan bir karttır,
ya da harita üzerinden yapılan sözsüz bir anlaşmadır.
"Siz Maduro'yu alın, biz Ukrayna'dan çıkmayalım,
Tayvan meselesi yeniden yazılsın,
Ortadoğu'da da İsrail dilediğini yapsın."
Bu, artık hukuk değil, ham harita pazarlığıdır.
Ve o zaman soru şu hale gelir:
Dünya kurallarla mı yönetilecek, yoksa kimin kalemi güçlüyse onun haritasıyla mı?
Cevap ikincisiyse,
artık kimse "bu bana yapılmaz" diyemez.
Çünkü bugün susanlar, yarın haritada yer arar.
Ve bu yeni haritada,
dünya yeniden çiziliyorsa, çizenler değil, çizemeyenler kaybeder.
















