Suriye bahanesi ile kurulan tuzaklara hazır olun
Suriye’de olan biteni anlamak isteyenlerin artık haritaya değil, dile bakması gerekiyor.
Çünkü sahada yaşananlardan çok, sahaya dair nasıl bir anlatı kurulduğu belirleyici hâle geldi.
Son haftalarda dolaşıma sokulan haberler, yorumlar ve “analiz” kılığındaki metinler, birbirinden bağımsız gibi görünse de aynı merkezden çıkmış izlenimi veriyor. Aynı kavramlar, aynı cümleler, aynı sonuçlar…
Bu dilde Suriye’deki mevcut yapı gayrimeşru, Suriye ordusu yok hükmünde, PYD–PKK–YPG–SDG ise neredeyse doğal, meşru, temsil yetkisi olan aktörler.
Daha tehlikelisi şu:
Kürtler, bilinçli biçimde bu örgütlerle özdeşleştiriliyor.
Ve bu örgütlere karşı atılan her adım, “Kürtlere yönelik katliam” olarak kodlanıyor. Bu dille toplum manipüle edilmeye başlandı.
Burada mesele Kürtler değil.
Burada mesele, terör örgütlerine etnik zırh giydirme operasyonudur.
“Devlet Yok” Diyerek Meşruiyeti Kim Dağıtıyor?
Önce şu iddia piyasaya sürülüyor:
“Suriye ordusu diye bir şey yok. Kurmay yok, general yok. Bunlar radikal HTŞ’nin tipi radikal unsurlar.”
Bu cümle yeni değil.
ABD ve Avrupa merkezli think-tank raporlarında yıllardır kullanılan “çökmüş devlet – çökmüş ordu” klişesinin Türkçeye tercümesidir bu.
Ama tercüme edilirken küçük bir ayrıntı atlanıyor:
Devlet kapasitesi sıfırlanırsa, boşluğu kim doldurur?
Cevap belli:
Silahlı örgütler.
Yani “devlet yok” demek, masum bir tespit değil; meşruiyet dağıtımının hazırlığıdır.
PYD/YPG’ye Gelince Dil Neden Değişiyor?
Aynı kişiler, aynı ağızlar, aynı mecralar…
Söz konusu PYD/YPG olunca dil birden yumuşuyor:
– “Yerel güç”
– “Seküler yapı”
– “Sahadaki en organize aktör”
Silahlı milis → savunma gücü
İşgal edilen alan → özerk yönetim
ABD desteği → uluslararası meşruiyet
Aynı kriterler Suriye devleti için kullanıldığında ise tablo tersine çevriliyor: – Gayrimeşru
– Radikal
– Milisleşmiş yapı
Bu bir çelişki değil.
Bu, bilinçli bir tercihtir.
En Tehlikeli Eşitleme: Kürtler = PYD
Algı operasyonunun en kritik ayağı burasıdır.
PYD/YPG’ye karşı atılan her adım, doğrudan “Kürtlere karşı” gibi sunuluyor.
Bu eşitleme üç sonuç üretmek için kullanılıyor:
Terör örgütlerini eleştirilemez hâle getirmek
Devletlerin meşru güvenlik hamlelerini kriminalize etmek
Türkiye’yi içeride ve dışarıda baskı altına almak
Oysa gerçek nettir:
Kürtler, PYD değildir.
Ve hiçbir terör örgütü bir halkın tek temsilcisi olamaz.
Bu gerçeği örten her dil, bilerek ya da bilmeyerek teröre hizmet eder.
“Bu Başarı Mümkün Değil” Refleksi
Suriye ordusu sahada ilerledikçe, bu ilerlemeyi hazmedemeyen bir refleks devreye giriyor:
– “Bu gerçek olamaz.”
– “Arkasında başka bir oyun var.”
– “Aslında kazanan PYD.”
Bu, sonuçtan önce sonucu hükümsüz ilan etme çabasıdır.
Yani önleyici algı operasyonu.
Devlet kapasitesinin geri döndüğü her an, bu dil daha da sertleşiyor.
Çünkü bu dil, başarıdan değil başarının sonuçlarından korkuyor.
Ve nihayet, maskeler düştü.
Mazlum Abdi, dün ilan edilen mutabakattan geri çekildiğini açıkladı.
Kobani ve Kamışlı için açık bir “direniş” mesajı verdi.
Aynı anda ne oldu?
– Türkiye içinde “Kobani’de Kürtler katledilecek” söylemi dolaşıma sokuldu
– Gösteri çağrıları başlatıldı
– Henüz yaşanmamış bir olay, olmuş gibi servis ediliyor.
İkinci Kobani olayları için harekete geçiyor birileri.
Dikkat:
Ortada fiilî bir katliam yok.
Ama algı hazır.
Bu, klasik bir senaryodur: Önce tehdit anlatısı,
sonra mağduriyet dili,
ardından sokak çağrısı.
Amaç Kobani değil.
Amaç Kürtler hiç değil.
Amaç, kontrollü gerilim üretmek.
Terörsüz Türkiye’yi Sabote Etme Hattı
Bütün bu tabloyu yan yana koyduğumuzda mesele berraklaşıyor.
Suriye’de devlet kapasitesinin güçlenmesi; – PYD/YPG’nin vazgeçilmezlik iddiasını
– PKK’nın bölgesel alan hâkimiyeti anlatısını
– Türkiye’ye dayatılan “mahkûmiyet” psikolojisini çökertiyor.
Bu durumdan rahatsız olanlar, Suriye’de gerilim üreterek Türkiye içinde de süreci zehirlemek istiyor.
“Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürüyen her adımı, bahane üretme yoluyla akamete uğratmaya çalışıyorlar.
Çünkü barış, en çok aracılıkla var olanları rahatsız eder.
Son Söz: Bu Dil Masum Değil
Bugün Suriye üzerinden dolaşıma sokulan bu dil; – Tesadüf değildir
– Tepkisel değildir
– Masum hiç değildir
Bu dil; Batı think-tank aklının,
terör örgütlerinin,
ve onların yerli tercümanlarının
ortak kesişim kümesidir.
Sahada devlet kapasitesi güçlendikçe,
algı savaşı sertleşiyor.
Bu bir tesadüf değil.
Bu, kaybedenlerin gürültüsüdür.
Oyuna gelinmemelidir. Ama meydan da boş bırakılmamalıdır.
Ve artık şunu açıkça söylemek gerekiyor: Kobani, Kamışlı ve Suriye sahası üzerinden üretilen bu dil; ne Kürtleri koruma refleksidir, ne insani bir hassasiyet, ne de masum bir kaygıdır. Bu dil, sahada kaybedenlerin düzenlerinin bir şekilde devam etme çabasının adıdır. Devlet kapasitesi güçlendikçe, terör örgütleri ve onların siyasal-sivil uzantıları paniklemekte; bu paniği de “katliam”, “direniş”, “soykırım” gibi ağır kavramlarla perdelemeye çalışmaktadır. Henüz yaşanmamış olaylar üzerinden felaket tellallığı ve sokağa çıkma çağrıları yapılması, Türkiye’nin içine çekilmek istendiği kirli senaryoyu ele vermektedir. Terörsüz Türkiye hedefi tam da bu noktada sabote edilmek istenmektedir. Çünkü silah sustuğunda, örgüt biter; örgüt bittiğinde ise yıllardır bu karanlıktan beslenenlerin siyaseti de, medyası da, aracılığı da anlamını yitirir. Bu yüzden gürültü artıyor. Ama tarih şunu defalarca gösterdi: Devlet aklı, algı operasyonlarından güçlüdür; hakikat, bağırandan değil, sahada olandan yanadır.
Kalın sağlıcakla…
















