Amerika Birleşik Devletleri bugün sadece dünya sahnesinde güç gösterisi yapan bir ülke değil; aynı zamanda kendi mali çarkının içinde boğulan bir dev.
50 trilyon dolara yaklaşan federal ve eyalet borçları, sosyal güvenlik sandıklarına olan yükümlülüklerini dahi karşılayamama riski, Washington’un her hamlesini bir zaman bombasına dönüştürüyor.
Bu çark durursa; eyaletler kopacak, iç karışıklıklar artacak, sosyal güvenlik sisteminin çöküşü Amerikan toplumunu sarsacak.
ABD’nin “güçlü imparatorluk” maskesi, işte bu borç sarmalının ağırlığı altında çatırdıyor.
ABD bu nedenle, dünyada her türlü değeri yerle bir ederek can havliyle kendini kurtarmanın telaşını yaşıyor aslında.
Dış politikayı eşkıyalığa dönüştürmesinin acı tablosunu işte bu noktada görüyoruz.
Venezuela ve İran’da sergilenen saldırganlık, sadece enerji kaynaklarını kontrol etme veya jeopolitik üstünlük kurma meselesi değil; aynı zamanda Çin’in yükselen ekonomik ve üretim gücü karşısında atılan çaresiz hamleler.
Çin, hem enerji tedarikinde hem de küresel üretimde ABD’nin yerini zorlayacak kadar kritik bir güç haline geldi.
Washington, Çin ile doğrudan savaşmayı göze alamayınca, onun stratejik partnerleri olan İran ve Venezuela’yı dövmeye, baskı altına almaya çalışıyor.
Bu saldırganlık, borç sarmalını hafifletmek için başvurulan güç gösterisinden öteye geçiyor; aynı zamanda Çin’e karşı dolaylı bir ekonomik savaş hamlesi olarak okunmalı.
Ancak artık bu hamleler sadece dış politikayı değil, iç toplumu da sarsıyor.
İran operasyonu sonrası Ortadoğu’dan gelecek asker cesetleri, ABD sokaklarındaki protesto dalgasını yeni bir evreye taşırsa ne demek istediğim daha net anlaşılacak.
Kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki İran olayına desteğin yüzde 20’nin altına inmesi, halkın büyük çoğunluğunu karşı cepheye çekmiş durumda; yaklaşık yüzde 80’lik bir karşı duruş oluştu.
Washington, sokaklarda yükselen öfkeyi ve toplumdaki derin bölünmeyi artık görmezden gelemez.
Borç yüküyle birlikte artan kaygılar, askeri operasyonların maliyeti ve kayıplar, ABD’yi içeride çalkantıya, dışarıda ise diplomasiyi askıya alan agresif politikalara sürüklüyor.
ABD, silah sanayisini canlı tutmak ve ekonomiyi dengelemek için dünya güvenliğini bozuyor; her krizden silah ihracatı ile kazanç sağlama derdinde.
Ancak bu kısa vadeli kazanç, uzun vadede çöküşü hızlandıracak. Borç sarmalından kurtulamazsa iç gelişmeler felç olacak, eyaletlerin dağılma riski artacak, sosyal güvenlik sistemine bağlı milyonlar zarar görecek.
Dış politikada sağlanan geçici ekonomik denge, toplumsal tepkilerle birleştiğinde Washington’un çöküşünü erkene çekiyor.
Bugün ABD’nin sergilediği hukuk tanımaz, nezaketsiz ve agresif tavır, hem kendi halkı hem de dünya için alarm zilleri çalıyor.
Çin’in ekonomik ve üretim gücünü doğrudan göze alamayan Washington, İran ve Venezuela üzerinden dolaylı bir rekabet yürütüyor.
Ancak sokaklar, kamuoyu ve borç sarmalı bir araya geldiğinde, bu strateji artık sadece geçici bir maske olmaktan çıkıyor; ABD kendi tarihine hızlandırılmış bir çöküş takvimi yazıyor.
Güç gösterisi ile borç sarmalını örtmeye çalışıyor; ama gerçek, kaçınılmaz çöküşün kapısını aralıyor.
Kısaca, bugün yaşadığımız olaylar çöken devin ayakta kalmak için etrafındaki çalı çırpıya sarılmasını andırıyor.
İran gösterisi ABD’yi kurtarmayacağı anlaşıldığında, ülke daha da hırçınlaşacak veya buradan elde edeceği öz güvenle Türkiye başta olmak üzere yeni hedeflere yönelecek.
Çünkü ABD, Fino köpeği üzerinden özellikle Mersin Akkuyu Nükleer Santrali’ni bahane ederek Türkiye’ye el ense çekiyor.
İnşaallah tüm bunların sonunda Fino köeğini de yanına alarak tarihten silinir gider.
Kalın sağlıcakla...'
















