Gönül dostum, dava arkadaşım...
Şehit Muhsin Yazıcıoğlu suikastının üzerinden 17 yıl geçti. Takvimler değişti, gündemler değişti ama zihnimizdeki sorular hâlâ cevap bulmazken artarak devam ediyor.
Bu olay, 2009 yılı Türkiye’sinin en kritik dönemlerinden birinde, devlet içindeki güç mücadelelerinin en keskin olduğu süreçte yaşandı. O dönemde 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in adı, kamuoyuna yansıyan darbe hazırlığı iddialarıyla anıldı. Hatta Berk’in, Muhsin Yazıcıoğlu suikastinin arkasındaki ekibin başında olduğu iddiaları yabana atılmayacak düzeyde. Ama Saldıray Berk ölüp gitti. Sorular öksüz kaldı.
Ama dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner yaşıyor. Cihaner’in, Berk’in yürüttüğü darbe hazırlığının genel sekreterliğini yaptığı iddiaları biliniyor. Hatta darbe olsaydı Adalet Bakanı olacağı konuşuluyordu. Bu sürece ait ajandası çok konuşuldu. Bu ajandada el yazısıyla tuttuğu notlar, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmayla ortaya çıkmıştı. Ancak bu dosyanın Yargıtay’da alelacele ele alınarak nasıl kapatıldığını hep beraber gördük. Hani tarafsız yargı vardı ya o zaman… İşte o yargının verdiği karar. Yargıtay’da ele alındı ve bir daha açılmamak üzere kapandı dava. Sonrasında İlhan Cihaner’in CHP’den nasıl milletvekili yapıldığı da biliniyor.
Aynı dönemde gerçekleşen helikopter hadisesi, hâlâ “kaza mı yoksa suikast mı?” sorusunu canlı tutuyor. O gün dile getirilen iddialar, helikopterin olağan güzergâh dışına yönlendirildiğini, askeri unsurlar tarafından planlandığını ve sıradan bir kaza olmadığına dair güçlü şüpheleri barındırıyor. Dahası, helikopter olayının bizzat Saldıray Berk tarafından yönetildiği iddiaları dahi konuşuldu. Çünkü Yazıcıoğlu, Berk’in darbe girişimini engelleyebilecek en önemli isimlerden biriydi. Bu yüzden ilk hedef hâline getirildi.
İşte bu noktada, birbirlerine düşman gibi görünen FETÖ’nün üst yönetimi ile Berk’in liderliğindeki darbe ekibinin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun infazı konusunda nasıl bir iş birliği kurduğu da merak konusu oluyor.
Çünkü F-16 pilotlarının da FETÖ bağlantılı olarak planlandığı, ancak pilotların helikopterde kimlerin bulunduğundan habersiz oldukları ve sonrasında pilotların ortadan kaldırıldığı iddiaları da var. Bu pilotların konuşması engellenmiş, birinin Ege sularına, diğerlerinin ise Doğu Akdeniz’in sularına gömüldüğü iddiaları dile getiriliyor. FETÖ elebaşının suikastın ardından yaptığı açıklamalar da zaten malum.
Helikopterin düşmesinden hemen sonra olay yerine ulaştığı iddia edilen özel infaz ekipleri konusu daha da dikkat çekici… Bu ekipler kimdi, hangi emirle hareket ettiler, bu organizasyonun arkasında kimler vardı?
Asıl sorular hâlâ cevapsız: Bu suikastin kararını veren irade neredeydi? İçeride mi, dışarıda mı, yoksa her ikisinin müşterek operasyonu muydu?
Muhsin Yazıcıoğlu, tüm bu şer iradeleri rahatsız edecek ve infaz kararı aldıracak ne yaptı? Darbelerine engel olmanın ötesinde Balkanlar’daki temasları, Kafkaslar’daki ilişkileri kimleri rahatsız etti?
Dönemin Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve istihbarat birimleri bu olayın neresindeydi? Kim neyi biliyordu, kim neyi görmezden geldi? Bu infaza neden onay verildi?
Olaydan sonra bizzat yaşayandan dinlediğim bir olay var. Bu soruları daha da artırıyor, Yazıcıoğlu suikastine ilişkin anlamlı soruları çoğaltıyor.
Gölbaşı Mogan Parkı’nda, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinin ardından dostları tarafından bir çay bahçesine asılan bir poster, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un rahatsızlığına neden olmuş. Herkesin yas tuttuğu bir dönemde bu rahatsızlık, Genelkurmay Başkanı’nın bu postere neden itiraz ettiğini sorgulatıyor. Onun rahatsızlığı, olayın arkasındaki rollerinin bir yansıması mıydı? Bu soru, o günden bugüne zihnimden çıkmadı.
Bugün, üzerinden 17 yıl geçmişken hâlâ aynı noktadayız: Cevaplardan çok sorularla baş başa…
Unutmayalım: Bir olayın üzeri örtülebilir, dosyalar kapatılabilir, deliller kaybolabilir. Ama hakikat, er ya da geç kendini hatırlatır. Ve bazı isimler, sadece bir siyasi figür değil, karanlıkta kalan bir hakikat arayışının sembolü olarak yaşamaya devam eder.
Muhsin Yazıcıoğlu dosyası kapanmış değildir, vicdanlarda hâlâ açıktır.
Anadolu’nun tam orta yerinde bir eren olarak, bir dua gibi kıyamete kadar var olacak. Onu şehit edenlerin adlarını hatırlayan olmayacak.
Şehit Reis’im, şehadetin kutlu olsun.

















ah bardi'nin heç mi suçu yohh!