Bir önceki yazımızın başlığı “Savaşın Kitabı Yandı” idi.
O yazıda "Dünya artık savaşın kurallarını uygulamıyor. Savaşın kitabı kapatılmadı…
Doğrudan yakıldı." tespitinde bulunmuştuk.
Bugün yaşanan gelişmeler bu tespitin ne kadar gerçek olduğunu gözler önüne seriyor.
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler artık savaşın sadece ordular arasında yürütülmediğini, doğrudan liderlerin kendisinin hedef haline geldiği yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.
İran’da yıllardır ülkenin en güçlü siyasi figürü olan Ali Hamaney’in öldürülmesi, ardından yerine oğlu Mücteba Hamaney’in seçilmesi ve daha ilk günden bu yeni liderin de hedef olduğu açıklamaları dünya siyasetinin geldiği noktayı ortaya koyuyor.
Bu sadece İran’la ilgili bir mesele değildir.
Bu, uluslararası sistemde yeni bir güvenlik düzeninin ortaya çıktığını gösteren kritik bir gelişmedir.
Bir zamanlar savaşın bile yazılı olmayan kuralları vardı.
Cepheler belliydi.
Ordular belliydi.
Hedefler belliydi.
Ama devlet başkanları, siyasi liderler ve başkentler bu çatışmaların dışında tutulurdu.
Çünkü herkes bilirdi ki o sınır aşılırsa savaş artık kontrol edilemez hale gelir.
Bugün o sınır ortadan kalkıyor.
Gelişen savaş teknolojileri bu dönüşümü hızlandırıyor.
Uydu takip sistemleri…
Yapay zekâ destekli istihbarat ağları…
Uzun menzilli hassas silahlar…
İnsansız hava araçları…
Artık dünyanın herhangi bir yerindeki bir hedefi bulmak ve vurmak eskisinden çok daha kolay.
Bu yeni savaş düzeninde savaş sadece cephede yürütülmüyor.
Savaş artık şehirlerde, havaalanlarında, konvoy yollarında ve liderlerin bulunduğu noktalarda yürütülüyor.
Savaş cepheden çıktı.
Savaş artık liderlerin üzerinde yürütülüyor.
Bu yöntemler bir kez kullanılmaya başladığında uluslararası sistemde çok hızlı bir şekilde karşılıklılık mekanizması doğar.
Uluslararası ilişkilerin en sert kuralı şudur:
Bir yöntem normalleşirse herkes o yöntemi kullanmaya başlar.
İşte bugün dünya tam olarak bu tehlikeli noktaya geldi.
Bir devlet başka bir ülkenin lider kadrolarını hedef almayı normalleştirirse yarın aynı yöntem kendisine de yönelir ki bu kaçınılmazdır.
Bu nedenle bugün yaşananlar yalnızca bölgesel bir çatışma değildir.
Bu, küresel güvenlik düzeninin kalmadığının işaretidir.
Dünya artık yeni bir güvenlik paradoksunun içine giriyor.
Artık uygulanan yöntemlerle aslında küresel güvensizlik zirveye çıktı.
Bu gidişat devam ederse yarının dünyasında güvenlik sadece sınırlar için değil, liderlerin kendisi için de en büyük kriz başlığı haline gelecektir.
Çünkü savaş cepheden çıktığında hedef sadece askerler olmaz.
Hedef artık karar vericilerdir.
İşte bu yüzden, bugün dünya çok tehlikeli bir eşiktedir.
Bir zamanlar savaşlar ordular tarafından başlatılırdı.
Bugün ise savaşlar liderlerin gölgesinde yürütülüyor.
Ve eğer uluslararası sistem bu tehlikeli normalleşmeyi durduramazsa yarının dünyasında sorulacak en büyük soru şu olacaktır:
Artık hangi lider gerçekten güvende, hangi başkent güvende.
Şunu vurgulayalım; geldiğimiz noktada ne Trump'ın ne de Netenyahu 'nun bulundukları yerlerde güvende olamaz.
Hatta ABD'nin Başkenti Washington'un hedefte olduğu ortada. İran'ın füze menzili yetse çoktan..
















