Son gelişmeler bana 1998’de yayımlanan ve bir nevi ABD’nin resmî gelecek perspektifini sunan Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” kitabını hatırlattı.
Bu kitabı, daha yayımlanır yayımlanmaz, birinci ayında, geçenlerde rahmetli olan eski Sağlık Bakanı Halil Şıvgın’ın özel olarak tercüme ettirdiği metinden okumuştum.
O günlerde kitap, ABD’nin özgüveninin metni gibi sunulmuştu.
Bugünden geriye baktığımda ise şunu net biçimde görüyorum:
Büyük Satranç Tahtası, ABD’nin nasıl kazanacağını değil, nasıl kaybedeceğini fark eden bir aklın erken uyarısıydı.
Brzezinski’nin temel tespiti açıktı ama çoğu kişi görmek istemedi:
ABD’nin dünyanın kalıcı lideri olması, tarihin ve medeniyetlerin fıtratına aykırıydı.
Güç merkezi eninde sonunda Asya’ya dönecek, ABD ise bu kaçınılmaz sona hazırlanmak zorundaydı.
Bugün yaşadıklarımız, işte tam olarak bu hazırlığın başarısızlıkla sınanmasıdır.
ABD dünyayı tutamıyor, peki kıtasını tutabiliyor mu?
ABD uzun yıllar Roma gibi davrandı.
Genişledi, müdahale etti, düzen kurduğunu iddia etti.
Ama artık ne genişleyebiliyor ne düzen kurabiliyor.
Bu noktada Brzezinski’nin satır aralarında işaret ettiği ikinci aşamaya geçilmesi gerekiyordu:
Küresel liderlikten vazgeçip, Amerika kıtasını tartışmasız bir güven alanına dönüştürmek.
Bugün ABD’nin:
Güney Amerika üzerindeki baskıları
Meksika’ya yönelik sertleşen güvenlik dili
Küba takıntısı
Venezuela’yı düşürememe hâli
Grönland gibi coğrafi olarak uçuk ama stratejik olarak anlamlı hamleleri
hep bu arayışın parçalarıdır.
Ancak ortada ciddi bir sorun var:
ABD, dünyayı taşıyamadığı gibi, kıtasını da sakinleştiremiyor.
Monroe Doktrini çökerken
Bir zamanlar “arka bahçe” denilen Latin Amerika artık öyle değil.
Çin ekonomik olarak orada.
Rusya siyasi ve askerî olarak orada.
ABD ise sadece rahatsız ama sonuçsuz.
Küba hâlâ ayakta.
Venezuela hâlâ devrilmedi.
Meksika sınırı ABD’nin iç siyasetini rehin almış durumda.
Bu tablo şunu söylüyor:
ABD ilk kez kendi kıtasında bile oyun kuramıyor.
Bizanslaşma ihtimali neden tutmadı?
Brzezinski’nin umudu şuydu:
ABD Roma olamasa bile, Bizans gibi hayatta kalmayı öğrenebilirdi.
Ama Bizans olmak:
Sabır ister
İç birlik ister
Devlet aklı ister
Zamanla savaşabilme yeteneği ister
ABD’nin bugün sahip olmadığı tam da bunlar.
ABD:
İçerde bölünmüş
Toplumsal olarak parçalı
Siyaseti stratejinin önüne geçmiş
Krizi yöneten değil, krizle savrulan bir yapı hâline gelmiş durumda
Bizans beklerdi.
ABD acele ediyor.
Bizans küçülmeyi kabullenirdi.
ABD bunu psikolojik olarak reddediyor.
Asıl tehlike burada başlıyor
Tarihte en riskli dönemler şunlardır:
Bir gücün ne genişleyebildiği ne de çekilebildiği anlar.
ABD bugün tam bu noktada duruyor.
Dünyayı yönetemiyor
Kıtasını kilitleyemiyor
Gücünü geri çekerken düzen kuramıyor
Bu, kontrollü bir geri çekilme değil;
savruk bir çözülme ihtimalidir.
Brzezinski haklıydı ama eksik kaldı
Brzezinski, ABD’nin liderliğinin geçici olduğunu gördü.
Ama ABD’nin bu geçiciliği akıllıca yönetememe ihtimalini yeterince hesaba katmadı.
Bugün görünen tablo şudur:
ABD gücü kaybettiği için değil,
gücü kaybederken yanlış davrandığı için daha hızlı zayıflıyor.
Ve şimdi oyun son hamleye yaklaşıyor
ABD artık ne Roma’dır,
ne Bizans olabilir,
ne de Amerika kıtasını tartışmasız bir kale hâline getirebilecek bir devlet aklı sergilemektedir.
Büyük Satranç Tahtası hâlâ masada.
Ama ABD artık oyunu yöneten değil,
tahtanın çatladığını ilk fark eden ama engelleyemeyen oyuncudur.
Ve tarihte bu farkındalık, çoğu zaman kurtuluş değil,
gecikmiş bir itiraf olur.
















