Bir önceki yazıda ABD'nin Maduro'yu uluslararası hukukun ve devletlerarası savaş durumunu da aşan haydutca bir baskınla kaçırmasını düz mantıkla ve dünya güç dengeleri ile ele almıştık.
Şimdi başka bir açıdan ve pencereden değerlendirelim.
Bu bakış açısı ile bakıldında acınası bir ABD'yi görürüz.
Güçlü devlet diplomasi ile başarıya ulaşandır.
Devletler güçlüyken bağırmaz.
Devletler güçlüyken tehdit etmez.
Devletler güçlüyken hukuk dışına çıkma ihtiyacı hissetmez.
Çünkü gerçek güç, kaba kuvvete başvurmadan sonuç alabilme kabiliyetidir.
Bugün ABD’nin geldiği nokta tam da buradan okunmalıdır. Uluslararası hukuku yok sayan, kural tanımayan, “alırım, götürürüm, yargılarım” diline yaslanan bir Amerika, güçlü bir Amerika değil; gücünü kaybettiğini bilen bir Amerika’dır.
Haydutluk, bir strateji değil; çözülmenin davranış biçimidir.
Bir zamanlar ABD, kurduğu düzenle konuşurdu.
Bugün düzen konuşmuyor, ABD bağırıyor.
Eskiden ABD’nin bir sözü yeterdi.
Bir açıklaması piyasaları, bir mesajı devletleri hizaya sokardı.
Bugün ise aynı etki yok. Çünkü meşruiyet aşındı.
Demokrasi dediğinde inandırıcılığı kalmadı.
İnsan hakları dediğinde Gazze hatırlatılıyor.
Hukuk dediğinde Guantanamo, Irak, Libya dosyaları açılıyor.
İşte tam bu noktada devlet psikolojisi değişir.
İkna edemeyen devlet korkutmaya yönelir.
Saygı üretemeyen güç dehşet üretmeye çalışır.
Bu, iri yarı ama hantal bir adamın, artık karşısındakini sözüyle susturamadığı için yumruğa başvurmasına benzer. Yumruk, gücün ispatı değil; otoritenin çöktüğünün ilanıdır.
ABD bugün neden uluslararası hukukun dışına çıkıyor?
Çünkü hukuk artık ABD’nin lehine işlemiyor.
Çünkü dünya tek merkezli değil.
Çünkü Çin var, Rusya var, bölgesel güçler var.
Çünkü itiraz edenler çoğaldı.
Hukuk denge ister.
Hukuk sabır ister.
Hukuk uzlaşma ister.
Ama acziyet içindeki güç acelecidir.
Sabredemez.
İkna edemez.
O yüzden kuralları bozar.
Bu yüzden ABD’nin bugün sergilediği tablo, bir süper gücün kendinden emin yürüyüşü değil; kontrol kaybı yaşayan bir devletin saldırgan refleksidir.
Devletler haydutlaştığında şunu görürüz:
Tehdit dili artar
Hukuk küçümsenir
Güç gösterileri kaba hâle gelir
Bu, tarihte defalarca yaşanmıştır.
Çöken imparatorluklar, düşüşlerini sertlik artışıyla gizlemeye çalışır.
Ama sertlik, düşüşü durdurmaz.
Sadece geciktirir ve daha yıkıcı hâle getirir.
Bugün ABD’nin yaşadığı şey askerî zayıflık değildir.
Ekonomik iflas da değildir.
Asıl kriz şudur:
ABD, gücün en rafine hâlini kaybetmiştir.
Yani:
İkna edebilme gücünü
Meşruiyet üretme kabiliyetini
Kural koyup kurala uyulan merkez olma vasfını
Kaybeden bir devlet, kaba güce sarılır.
Ama unutulan bir hakikat vardır:
Korku, sadakat üretmez.
Tehdit, düzen kurmaz.
Sonuç nettir ve ağırdır:
ABD bugün haydutça davrandığı için güçlü değildir.
ABD güçlü olamadığı için haydutça davranmaktadır.
Bu bir üstünlük ilanı değil,
bir acziyet itirafıdır.
Ve tarihte hiçbir devlet, acziyetini haydutlukla telafi edememiştir.

















“Haydutluk, bir strateji değil; çözülmenin davranış biçimidir. ABD güçlü olamadığı için haydutça davranmaktadır. Bu bir üstünlük ilanı değil, bir acziyet itirafıdır. Ve tarihte hiçbir devlet, acziyetini haydutlukla telafi edememiştir. Harika