Bugün yine bir eğitim konusuyla merhaba.
27 Ocak 2023 tarihinde bu köşede Singapur’un eğitim sistemini anlatmıştım.
O gün elimizde PISA 2018 sonuçları vardı. Türkiye; fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarının tamamında OECD ortalamasının altında kalmıştı.
Yazının sonunda ise şöyle demiştim:
“Şimdi kayıpları telafi etme ve başarılara yelken açma zamanıdır.”
Aradan üç yılı aşkın bir süre geçti.
PISA 2025 sonuçları açıklandı.
Bu defa güzel haberlerimiz var.
Türkiye’nin puanı fen bilimlerinde 494’e, okuma becerilerinde 472’ye, matematikte ise 462’ye yükseldi.
OECD ortalaması fen bilimlerinde 482, okuma becerilerinde 461, matematikte 463 puan.
Yani çocuklarımız fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerine çıktı. Matematikte ise ortalamayla aramızda yalnızca bir puan kaldı.
Üstelik dünyada ve OECD ülkelerinde puanların gerilediği bir dönemde Türkiye, üç alanda da yükselmeyi başardı. OECD ülkeleri arasında puanını en fazla artıran ülke oldu.
Doğrusu, buna sevinmemek mümkün değil.
Kötü sonuçlar karşısında nasıl üzülüyor ve eleştiriyorsak, iyi sonuçlarda da emeği geçenlerin hakkını teslim etmeliyiz.
Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin ve ekibini bu olumlu tablo dolayısıyla kutlamak gerekir. İyi yapılanı takdir etmek, daha önce dile getirdiğimiz eleştirilerden vazgeçmek değildir.
Doğruya doğru demektir.
Ancak bir çocuğun başarısı birkaç yılda ortaya çıkmıyor.
Bugün PISA’ya giren 15 yaşındaki öğrencinin eğitim yolculuğu okul öncesinden başladı. O çocuğun üzerinde yıllar boyunca karşılaştığı öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, ailesinin ve uygulanan eğitim politikalarının izi var.
Bu nedenle başarı hepimizin.
En büyük pay ise sınıfta çocuklarımızın elinden tutan öğretmenlerimizin ve gayret gösteren öğrencilerimizin.
2023 yılındaki yazımda Singapur’un başarısını anlatırken bazı noktalar üzerinde özellikle durmuştum.
Çocuğun yalnızca not almaya değil, merak etmeye teşvik edilmesini…
Bilgiyi ezberlemek yerine sorgulamasını…
Fen derslerini sadece kitaptan değil, laboratuvarda ve uygulamanın içinde öğrenmesini…
Proje hazırlamasını, sunum yapmasını ve karşılaştığı sorunlara çözüm aramasını…
Öğretmenlerin de sürekli eğitim ve mentörlük programlarıyla desteklenmesini…
PISA 2025 sonuçları, bütün bunların eksiksiz yapıldığını elbette göstermez. Tek bir sınavdan böyle bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.
Fakat salgın döneminde kaybettiğimiz zemini yeniden kazanmaya başladığımızı gösteriyor.
Üst düzey başarı gösteren öğrencilerin oranı artarken temel yeterlilik seviyesinin altında kalan öğrencilerin oranı azalmış.
Bu önemli.
Çünkü yalnızca başarılı birkaç çocuğu daha yukarı taşımak yetmez. Geride kalan çocuğun elinden tutamıyorsak eğitim görevini tam olarak yerine getirmiş sayılmaz.
Ama tabloya biraz daha yakından baktığımızda üzerinde düşünmemiz gereken noktalar da var.
Örneğin hesaplamalı problem çözme alanında Türkiye’nin puanı 473, OECD ortalaması ise 500.
Artık çocuklarımızın yalnızca doğru cevabı bilmesi yetmiyor. Bilgiye nasıl ulaşacağını, ulaştığı bilginin doğru olup olmadığını nasıl anlayacağını ve teknolojiyi nasıl kullanacağını da öğrenmesi gerekiyor.
Yapay zekânın hayatımıza girdiği bir dönemde çocuğa hazır bilgiyi vermek kolaydır. Önemli olan, ona doğru soruyu sormayı öğretmektir.
Devamsızlık rakamları da üzerinde durmamız gereken bir başka konu.
Öğrencilerimizin yüzde 53’ü, PISA uygulamasından önceki iki hafta içinde en az bir tam gün okula gitmediğini söylüyor.
Çocuk okulda değilse ona neyi, nasıl öğreteceğimizi tartışmanın da bir anlamı kalmıyor.
Önce o çocuğun neden okula gelmediğini anlamamız gerekiyor.
Ders kitabı, bilişim donanımı, kütüphane ve laboratuvar malzemesi eksikliği nedeniyle eğitimin aksadığı okullardaki öğrenci oranının yükselmesi de düşündürücü.
Bir okulda çocuk deney yaparken başka bir okulda laboratuvar yalnızca kapısındaki tabeladan ibaret kalıyorsa fırsat eşitliğini henüz sağlayamamışız demektir.
Sosyoekonomik bakımdan avantajlı ve dezavantajlı öğrenciler arasındaki başarı farkının büyümesi de bu konuda daha fazla çalışmamız gerektiğini söylüyor.
Bundan sonra yapmamız gereken; öğretmenlerimizi daha güçlü desteklemek, imkânları yetersiz okullara öncelik vermek, devamsızlığın nedenlerini çocuk çocuk araştırmak ve sınav kaygısının önüne öğrenme merakını koymaktır.
Çünkü eğitim, çocuğun karnesine yazılan puandan ibaret değildir. Ona hayatta kendi yolunu bulabilecek bilgi ve güveni verebiliyorsak, işte o zaman görevimizi yapmışız demektir.
2023 yılında “Başarılara yelken açma zamanıdır” demiştim.
Bugün o yelkenin rüzgâr aldığını görüyoruz.
Bu hepimiz için sevindirici.
Ancak tek bir güzel rüzgâr, gemiyi limana ulaştırmaya yetmez.
PISA 2025 sonucuna sevinelim, emeği geçenlerin hakkını teslim edelim; fakat defteri de hemen kapatmayalım.
Çocuklarımız daha iyisini yapabileceklerini gösterdiler.
Şimdi onlara; daha iyi okullar, daha güçlü öğretmenler ve daha adil imkânlar sunma sırası bizde.
















