Bir çocuğun karnesindeki 85, başka bir okulda alınan 85 ile aynı bilgi ve beceriyi gösteriyor mu?
Veliler açısından bakıldığında basit bir soru. Eğitim açısından bakıldığında ise yıllardır üzerinde durulması gereken bir sorun.
Millî Eğitim Bakanlığının uygulamaya başlayacağı Ortak Yazılı Sınav Sistemi’ni biraz da bu sorunun etrafında değerlendirmek gerekiyor.
Önce neyin değiştiğini doğru anlayalım.
Ortak sınavı da açık uçlu soruyu da daha önce gördük. 2023’teki düzenlemelerde bunlar vardı. Öğretmenden, sınav kâğıdına notunu yazıp bırakmaması da bekleniyordu. Çocuk nerede zorlanmış, neyi eksik öğrenmiş, ona nasıl yardımcı olabiliriz? Bir sınavın ardından bunlara bakmak gerekiyordu. Şimdi bu işi daha düzenli yürütmek için yeni bir sistem kuruluyor.
Peki, bu yeni sistemle öğretmenin işi kolaylaşacak mı? Öğrencinin nerede takıldığını daha iyi görebilecek miyiz?
Bir de buradan bakalım;
Yeni sistem, bu süreci ortak bir dijital yapı içinde yürütmeyi hedefliyor.
Zümre öğretmenleri iki açık uçlu soruyu ve bunların puanlama anahtarını hazırlayacak. Diğer sorular, öğretmenlerin belirlediği güçlük düzeylerine göre Bakanlığın soru havuzundan gelecek. Soruların puan değerlerini belirlemede de öğretmenlerin rolü sürecek. Bu nedenle uygulamayı “Öğretmenin elinden sınav alındı” diye anlatmak eksik olur.
Peki, bu düzenlemeden yarar beklenebilir mi?
Elbette.
Nitelikli bir soru hazırlamak ciddi emek ister. Sorunun anlaşılır olması, öğretilen konuyla örtüşmesi, öğrencinin yaşına uygunluğu ve neyi ölçtüğünün belli olması gerekir. İyi hazırlanmış bir havuz, öğretmenin işini kolaylaştırabilir. Sınavların niteliği arasındaki farkları azaltmaya yardımcı olabilir.
Ancak aynı havuzdan soru gelmesi, her okulda aynı sınavın yapılacağı anlamına da gelmiyor. Öğretmenlerin belirlediği senaryo ve güçlük düzeyleri önemini koruyor.
Burada hedef, bütün çocuklara aynı kâğıdı dağıtmanın ötesinde, ölçmede güvenilir bir ortak zemin oluşturmak olmalı.
Yalnız bir noktayı unutmamak gerekiyor:
Ölçme araçlarını ortaklaştırmak, öğrenme imkânlarını kendiliğinden eşitlemez.
Öğretmen açığı yaşayan bir sınıfla dersleri düzenli işlenen bir sınıfı düşünelim. Evinde kendisine ait çalışma alanı bulunan çocukla kalabalık bir evde ders çalışmaya uğraşan çocuğu da…
Bu çocukların önüne benzer nitelikte sorular koyabiliriz. Aldıkları sonuçları değerlendirirken içinde bulundukları koşulları da görmek zorundayız.
Düşük not, incelemenin başlangıcı olmalı.
Çocuk hangi konuda zorlandı? Önceki yıllardan gelen bir eksiği mi var? Soruyu mu anlayamadı, bilgisini yazıya mı dökemedi? Okulun hangi desteğe ihtiyacı var?
Bu soruların cevabını bulabilirsek çocuğa nasıl yardım edeceğimizi de biliriz.
Bakanlığın açıklamasına göre;
Öğrencinin her sorudan aldığı puan ayrı ayrı değerlendirilecek. Böylece hangi konularda zorlandığı, nerede desteğe ihtiyaç duyduğu daha kolay görülebilecek. Zamanla ne kadar ilerlediği de takip edilebilecek. Bu bilgiler, sınıf ve şubelerin genel durumunu görmeye de yardımcı olacak.
Bence uygulamanın en değerli tarafı burası.
Bir veliye yalnızca “Çocuğunuz matematikten 45 aldı” demekle, hangi konuda ve nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunu göstermek arasında büyük fark var.
Fakat ekranda eksiklerin görünmesiyle görev tamamlanmış olmuyor. O eksikleri gidermek için öğretmene zaman, uygun materyal ve çalışma imkânı sağlanmalı. Her sorunun puanını sisteme giren öğretmenin, sonuçları değerlendirip dersini yeniden planlayacak zamanı da olmalı.
Gelelim yapay zekâya…
Bakanlık, yapay zekâ destekli soru yazımı ve açık uçlu cevapları puanlama çalışmalarının sistemle bütünleştirilmesini planlıyor. Bugünden bütün sınav kâğıtlarını yapay zekânın okuyacağını söylemek doğru olmaz.
Böyle bir uygulamaya geçilecekse öğretmen denetimi, puanlama ölçütleri ve hatalı değerlendirmeye itiraz yolu açıkça belirlenmeli.
Çünkü çocuk doğru düşünmüş, fakat cevabını beklenen kalıptan farklı kurmuş olabilir. Matematikte sonuca ulaşamamış, buna karşılık çözümün önemli bölümünü doğru yapmış olabilir.
Bunların hakkını verebilen bir değerlendirmeye ihtiyacımız var.
Velilere de görev düşüyor.
Ayrıntılı geri bildirimi, çocuğu komşunun çocuğuyla kıyaslamak için kullanırsak önemli bir fırsatı harcarız. Öğretmenle birlikte eksiklerin nasıl giderileceğine bakmalıyız.
OYSS, doğru uygulanırsa daha güvenilir sınavlar ve daha yararlı geri bildirimler sağlayabilir. Bunun için öğretmenin deneyimini dinleyen, okulun ihtiyacını gören ve tespit ettiği eksiklerin peşini bırakmayan bir uygulama gerekiyor.
Soru havuzunu doldurmak önemli.
O havuzdan çıkan soruyu cevaplayamayan çocuğa nasıl yardım edeceğimiz de en az onun kadar önemli.
















