Değerli okurlarım…
Bazen insan “zaman hızlandı” sanıyor.
Bazen de yaşananların ağırlığı zamanı büküyor, sıkıştırıyor, üzerimize doğru eğiyor.
Son günlerde öyle şeyler oluyor ki…
Dünya, resmen aklını kaybetmiş bir satranç tahtasına döndü.
Amerika, Venezuela’ya dönüp
“Petrolün güzel, savaş açıyorum” dedi.
Adını da utanmadan “uyuşturucu ile mücadele” koydu.
Trump, Maduro’ya “Kaç, canını kurtar” diye telefon açtı…
Maduro ise Chavez’in kılıcını kuşanıp halkının karşısına dikildi.
Film sahnesi değil, gerçek.
Ukrayna, kaderine razı olmuş bir adam gibi
Türk münhasır ekonomik bölgesinin dibi hizasında
Rusya’ya giden iki tankeri vurdu.
İsrail, nefes almayı bile saldırı şeklinde yapan bir devlet hâline gelmişken
Türkiye’ye zeytinyağlı bir mesaj gönderdi:
“Türk kahvesi içip konuşalım.”
Birleşik Arap Emirlikleri,
“Türkiye’ye kim zarar vereceğim derse koşarım” modunda gezerken
Onun abisi İngiltere sahneye çıkıp
“Türkiye olmadan olmaz” diye tutuştu.
Japonya ile Çin…
Birbirini gözüne kestirmiş,
Tetikte bekliyor.
Amerika, Yunanistan, İsrail ve Rum Kesimi ekseninde kurduğu küçük oyunla
Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak isterken…
Türkiye’nin iç siyasetinde de herkes birbirine girmişken…
Dünya karmakarışık bir labirente dönmüşken…
Bir şey oldu.
Türk Savunma Sanayii çıktı sahneye…
Ve tek bir hamlede tüm gündemi değiştirdi.
KIZILELMA…
Beş F-16 ile birlikte havalandı.
Ve yerli hava-hava füzesiyle
Bir başka jet savaş uçağını havada vurdu.
“Ne var bunda?” diyenlere hatırlatalım…
Rusya “Ohotnik” ile denedi.
Olmadı.
Eşlik eden uçaklar dönüp kendi insansız uçaklarını vurmak zorunda kaldı.
Avrupa denedi…
Prototip, çaydanlık kapağı gibi elli kere yere çakıldı.
Çin hâlâ denemedi bile.
Amerika ise daha “hazırlık aşamasında.”
Ama…
Bizim çocuklar,
Bizim mühendisler,
Bizim şirketler…
Bunu yaptı.
İnsansız jet savaş uçağı çağının kapısını
bu millet araladı.
Ve o kapıdan içeri giren ülke
Türkiye oldu.
Tarih kitaplarının yeni sayfasını açan
bir tuşa basıldığı ana
şahit oldunuz.
Kutlu olsun…
















