Kıymetli okurlarım…
Dünyada öyle şeyler oluyor ki… Hani bazen “yok artık” dersiniz ya, sonra dönüp bakarsınız: Aslında hiçbir şey şaşırtıcı değildir. Çünkü karşımızda, kendisini dokunulmaz gören bir siyonist zihniyet var. Bugünkü konumuz, yine aynı zihniyetin dünyayı ateşe atan adalet tanımazlığı…
Gazze’de çocukların açlıktan ölmesini, sivillerin bombalanmasını, kadınların aşağılanmasını “hak” gibi gösteren o anlayışın temsilcilerinden biri çıkıp diyor ki:
“Uluslararası hukuk bize uygulanmaz. Biz seçilmiş milletiz.”
Şaşıracak bir şey yok. Sadece yapılanın itirafı…
Uygulanan politikanın, sahadaki vahşetin üstü kapalı bir duyurusu.
Peki bu zihniyete direnmeye çalışanların başına ne geliyor?
Uluslararası Ceza Mahkemesi savcıları, Gazze’deki suçları incelemeye kalktığında, dünyanın en güçlü ülkesinden gelen tehditler hâlâ hafızalarda…
Ve ne “tesadüftür” ki, soykırım soruşturmasını yürüten Güney Afrika’nın Paris Büyükelçisi Mthethwa, kaldığı otelin 22. katından “düşerek” hayatını kaybediyor.
Yerçekimi mi? Yoksa baskının şekli mi?
Bunu gören mahkeme üyeleri… Sizce karar verirken ne kadar bağımsız olabilir?
İnsan hakları mı?
Bu zihniyete göre insan hakları herkesi kapsamıyor.
“İnsan” dediklerinde kastettikleri şey, kendi ideolojilerinin mensupları. Siyonist anlayışın içinde şekillenen bu bakışta, kendileri dışındaki milletlerin değeri yok. Bu bir din meselesi değil; bu, bir üstünlük iddiasının siyasi güce dönüşmüş halidir.
Gazze’de parçalanan çocuk bedenleri, kadınların uğradığı insanlık dışı saldırılar, bu iddianın en acı, en kanlı ispatıdır.
Evrensel insan hakları, bir anda “seçimli insan hakları”na dönüştürülmüştür.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenen küresel sistemde, bu zihniyetin “dokunulmazlık” haline getirildiğini defalarca yazdım.
Bugün uluslararası düzen dediğimiz şey, ne yazık ki tek bir kural üzerine kurulu:
Siyonist zihniyet sorgulanamaz.
Eleştirilemez.
Hesap sorulamaz.
Ve bu yüzden o zihniyete göre;
Başkasını öldürmek “güvenlik tedbiri”,
Toprak gaspı “savunma hakkı”,
İşgal “meşru müdafaa”…
Daha açık bir ifadeyle mantıkları şöyle işliyor:
“Güçlü olan kuralı koyar. Her şeyi de alır.”
Bugün dünya hukuku nefes alıyor mu peki?
– Hitler soykırım yaptı, lanetlendi.
– Sovyetler Türkleri sürgüne gönderdi, kimse ses çıkarmadı.
– Kıbrıs’ta Rum mezalimi, diplomatik koridorlarda unutturuldu.
– Bosna’da insanlık dramı yaşandı, görmezden gelindi.
– Ermenilerin Azerbaycan Türklerini katliamı cezasız kaldı.
Ve geldik son perdeye:
İsrail Gazze’de dünya tarihinin en büyük sivil kıyımlarından birini yaparken…
Netanyahu, ABD Kongresi’nde tam 51 kez ayakta alkışlandı.
Demek ki neymiş?
Siyonist zihniyet için uluslararası düzenin özel bir ayrıcalığı var:
Soykırım yapma hakkı…
Hem de kırmızı halıyla, alkışlarla…
Kıymetli okurlarım…
Yıllardır yazdığım bir hakikat var:
Bu dünyada gücü ele geçirmeden adalet sağlanamıyor.
Atalarımız boşuna dememiş:
Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner…
Bugün soykırım ve katliam hakkını kendilerinde görenler belli.
Yarın?..
Yarını kim bilebilir?
















