Kıymetli okurlar,
Avrupa deyince aklınıza ne geliyor bilmiyorum… Çifte standart mı? Üstten bakan diplomasi mi? “Ortak değerler” diye başlayıp, iş Türkiye’ye gelince yarım kalan cümleler mi?
Peki ya İspanya?
İşte orada bir durun.
Çünkü İspanya, Avrupa haritasında başka bir yere basıyor. Ne sert, ne mesafeli, ne de kibirli… Sanki uzak bir akraba gibi. Sanki eski bir tanıdık. Sanki tarih boyunca aynı masaya oturmuşuz da hiç kalkmamışız gibi… Ben böyle hissediyorum. Ve bu hissin arkasında romantizm değil, yaklaşık 242 yıllık somut bir tarih var.
HÜRJET’in İspanya’ya ihracatı… Bazıları için ticari bir başarı, bazıları için savunma sanayiinde yeni bir sayfa. Oysa mesele bundan çok daha derin. Henüz seri üretime bile geçmemiş bir uçak için, İspanya’nın 30 adetlik ve yaklaşık 2,6 milyar avroluk bir paketle masaya oturması bir anlık karar değil, günü kurtarma hamlesi hiç değil. Bu, yüzyıllardır biriken güvenin bugüne yansımasıdır. Bir atasözümüz vardır: “Babasının dostu, oğluna düşman olmaz.” İspanya, devletler düzeyinde bu sözün karşılığıdır.
Hatırlayın… Türkiye sınır ötesi operasyonlar yaparken, Avrupalı müttefikler “güvenlik gerekçeleriyle” hava savunma sistemlerini geri çekti. Giden çok oldu, kalan az. İspanya gitmedi. Ne demeç verdi, ne nutuk attı, ne alkış topladı. Sessizce, tartışmadan, poz vermeden olduğu yerde durdu. Bazen en güçlü duruş, bağırmadan yapılan duruştur.
Türkiye’nin hafif askerî nakliye uçağı ihtiyacı doğduğunda gündeme CASA uçakları geldi. İspanyol-Endonezya ortaklığıydı. Ama iş üretime gelince TUSAŞ devreye girdi, üretim Türkiye’ye taşındı, mühendislikteki bazı sorunlar yine Türk mühendisleri tarafından giderildi. Ağır nakliye uçağı A400M’de de tablo benzerdi. Ağırlıklı olarak İspanyol tasarımı olan bu projede Türkiye yalnızca müşteri olmadı; ortak oldu, parça üretti, tasarıma katkı sundu. Bu bir satış değil, birlikte yol yürüme hâliydi.
Bugün de “Anadolu” adını taşıyan bir hafif uçak gemimiz varsa; evet, Türk mühendisliği var, Türk emeği var, Türk iradesi var. Ama dürüst olalım… Bu kapının anahtarı İspanya’dan geldi. Parayla alamadığımız bazı teknik destekler, sözleşmelerde yazmayan bazı bilgi paylaşımları… Kimse yüksek sesle anlatmaz, ben de detayına girmiyorum. Bazı şeyler bilinir ama yazılmaz. Dev uçak gemisi projesinde ilk kaynak atılıp kızak süreci başladıysa, İspanyol-İtalyan desteğine bir teşekkürü borç biliriz.
Tarih sadece bugünden ibaret değildir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’ye karşı açık bir haksızlık yapmayan, işgale alkış tutmayan ülkelerden biri yine İspanya’ydı. Ne cephedeydiler, ne masada karşımızda… Ama karşı safta da değillerdi. Bazen taraf olmamak bile taraf olmaktır.
“Soy bağı var mı?” diye soranlar oluyor. Tarih kitaplarının dipnotlarında kalan ama Anadolu’da kulaktan kulağa aktarılan bir hikâyedir bu. İspanya coğrafyasına Orta Asya’dan uzanan Türk boylarıyla ilgili temaslar, Kazan Türkleri üzerinden yapılan okumalar, isim benzerlikleri, göç yolları, askerî ve ticari etkileşimler… Bugün “kesin böyledir” demek iddia olur ama “hiç yoktur” demek de tarih bilmezlik. O yüzden bu meseleyi şimdilik bir not olarak düşelim. Çünkü bazı bağlar, arşivlerden değil, zamanın içinden geçerek gelir.
HÜRJET başarıya ulaştığında ilk müşteri kim oldu? Yine İspanya. Bu bir “ilk sipariş” değil, bir ilk refleks.
Avrupa’da herkes aynı değil. Bazıları yüksek sesle konuşur ama zor günlerde ortada yoktur. Bazıları sessizdir ama kritik anlarda yanınızdadır. İspanya; iyi gün dostu değil, kötü gün dostu hiç değil… Her gün dostu. Ve dost, zor zamanda belli olur.
















