Kıymetli okurlar…
Bugün size savaşlardan, krizlerden, siyasi didişmelerden değil…
Bir elma hikâyesi anlatacağım.
Ama öyle manavdaki gibi değil...
Türk'ün ülküsüyle yoğrulmuş bir elma bu.
Adı: Kızılelma.
Son yüz yılda başımıza gelmeyen kalmadı.
Dilimiz değişti…
Kıyafetimiz değişti…
Alfabemiz, hukuk sistemimiz, yaşayışımız...
Hatta efsanelerimiz bile.
Ülkülerimiz bile.
Ama biz Türk’üz.
Bin yıl geçse, Anka gibi küllerimizden doğarız.
Ve şimdi…
Yeni bir doğumun eşiğindeyiz.
Bu yüzden daha dikkatli, daha şuurlu olmak zorundayız.
Sembolleri doğru anlamalı, doğru kullanmalıyız.
Gelin, bu sembollerin en büyüğünü konuşalım:
Kızılelma’yı.
Kızılelma…
Bir yer değildir.
Bir taş, bir bina, bir sınır hiç değildir.
Bir ülküdür.
Ama öyle sabit bir ülkü değil.
Her çağda yeniden doğar.
Yeni isim alır, yeni biçim kazanır.
Her nesil ona başka bir anlam yükler.
Ve her ulaşımda, bir adım öteye kaçar.
Yani Kızılelma’ya varılmaz.
Varıldığında, o çoktan başka bir yere gitmiştir.
Bu kaçış…
Bu ulaşılmazlık…
İşte bu, Türk milletini hep ileri taşımıştır.
Osmanlı için Kızılelma, Roma’ydı.
Sonra Viyana oldu.
Ama gerçekte o ne Roma'dır ne Viyana.
Kızılelma bir "ruh"tur.
Bir yön, bir hedef, bir sonsuzluk yürüyüşüdür.
Yazılı kaynaklarda Kızılelma ilk kez İstanbul’da geçer.
Ayasofya’nın önünde, Bizans imparatoru Justinyanus’un at üstünde bir heykeli vardı.
Elinde altın bir küre...
Bazılarına göre bu küre, Ayasofya’nın kubbesindeydi.
Ve bu küre Bizans’ın dünya hâkimiyetini simgeliyordu.
Sonra ne oldu?
Küre düştü.
Heykel yıkıldı.
Ve halk arasında şu söz yayıldı:
“Beni yıkacak olan, Anadolu’dan gelecek.”
Geldi de.
Evliya Çelebi’ye göre, Hazreti Muhammed doğduğunda Ayasofya’nın kubbesi çatladı.
Ve Kızılelma yere düştü.
Ziya Gökalp için Kızılelma, Büyük Türk Birliğidir.
Yani Turan.
Gökalp der ki:
“Türk köylüsü Kızılelma’yı düşünürken, gözünde ilhanlıklar canlanır.”
Çünkü o ülkü, geçmişte bir hayal değil, bir gerçekti.
Türk Dil Kurumu’na göre Kızılelma’nın iki anlamı var:
Osmanlıların, Roma ve Viyana’ya verdiği sembolik ad.
Tüm Türkleri birleştiren büyük bir imparatorluk ülküsü.
Bir başka deyişle: Turan.
Ama burada önemli bir mesele var.
Bunu elli kere söyledim.
Yine söylüyorum:
Kızıl, eski Türkçede altın demektir.
Sadece Anadolu ağzında kırmızı olarak kullanılır.
Yani Kızılelma,
Kırmızı Elma değildir.
ALTIN ELMA’dır.
Bu basit gibi duran fark, aslında büyük bir yanlışı düzeltir.
Altın Elma…
Ulaşılması zor, çok kıymetli bir hedefi simgeler.
Ve ancak bu anlam,
Kızılelma'nın büyüklüğüne yakışır.
Zurnanın Zırt Dediği Yer.
Ey okur...
Bir sembolü yanlış anlayınca, bir milleti yanlış yönlendirirsin.
Kızılelma...
Altın bir ülküdür.
Kırmızı değil...
Altın Elma’dır.
















