Kıymetli okurlarım…
Olan biteni dikkatle izlemeye devam ediyorum.
MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin sıkça dile getirdiği “Terörsüz Türkiye” sloganını bu yazıya başlık yaptım.
Elbette anlatacaklarım; bir iddia değil, bir mahkeme kararı değil…
Benim bakış açımdan görünen bağlantılar, tarihsel kırılmalar ve bunların bugüne yansıyan sonuçlarıdır.
Çayları doldurun.
İyi okumalar…
Plan, plansızlıktan her zaman güçlüdür
Türkiye’de siyasetin en büyük handikapı şudur:
Biz çoğu zaman günü kurtarmaya çalışırken, bazı odaklar geleceği tasarlıyor.
Ben hep aynı şeyi söylerim:
“En kötü plan bile, plansızlıktan iyidir.”
Planı olan kazanır.
Düşmanı tanıyan kazanır.
Kendini tanıyan daha çok kazanır.
90’lardan bugüne: Milliyetçi damar neden sürekli çatladı?
Bugün yaşadıklarımızı yalnızca bugünün tartışmalarıyla okumak hata olur.
Çünkü Türkiye’de özellikle 1990’lardan itibaren “milliyetçi siyaset” dediğimiz alan, sürekli olarak:
- bölündü,
- iç tartışmalarla yıprandı,
- birbirine düşürüldü,
- aynı hedefe giden farklı yolculara dönüştürüldü.
Bu parçalanmaların bir kısmı elbette doğal siyasi süreçlerle açıklanabilir.
Ama bir kısmı da, dışarıdan yönlendirilen bir stratejinin parçası gibi duruyor.
Benim kanaatim şu:
Türkiye’de milliyetçi tabanın parçalanması, sadece iç siyaset meselesi değildir.
Bu, daha geniş bir jeopolitik oyunun parçasıdır.
Büyük proje: Harita değişikliği
Bugün coğrafyamızda konuşulan “yeni haritalar” meselesi artık bir komplo teorisi olmaktan çıktı.
Dünyada haritalar değişiyor.
- Irak değişti,
- Suriye parçalandı,
- Libya dağıldı,
- Yemen fiilen bölündü,
- Ukrayna savaşla yeniden şekilleniyor.
Bunların hiçbirinin kendiliğinden olduğuna inanan varsa, ona da saygım var.
Ama ben inanmıyorum.
Çünkü enerji var.
Ticaret yolları var.
Su var.
Maden var.
Stratejik geçiş hatları var.
Ve en önemlisi:
Büyük güçlerin “dünya liderliği” kavgası var.
Terörsüz Türkiye fikri: Niyet mi, sonuç mu?
Şimdi gelelim asıl meseleye…
“Terörsüz Türkiye” fikrine kim karşı çıkabilir?
Hiç kimse.
Terörsüz bir ülke demek:
- şehit haberi gelmemesi,
- anaların ağlamaması,
- ekonomik kayıpların durması,
- toplumun rahat nefes alması,
- güvenliğin güçlenmesi
demektir.
Buna kim hayır diyebilir?
Ama sorun şu:
Niyet başka, sonuç başka olabilir.
Türkiye’nin geçmişi bunun örnekleriyle dolu.
Toplumun hassasiyeti: Biz neye razı oluyoruz?
Bugün sokakta, kahvede, otobüste, pazarda aynı soru dolaşıyor:
“Terör biterken, biz neye razı oluyoruz?”
Çünkü insanlar şunu görüyor:
- bazı söylemler değişiyor,
- bazı kavramlar normalleşiyor,
- bazı isimler üzerinden meşrulaştırma dili kuruluyor,
- toplumun hassasiyetleri sanki yok sayılıyor.
Bu noktada tehlike şudur:
Eğer bu süreç şeffaf yönetilmezse…
Eğer milletin zihnindeki soru işaretleri giderilmezse…
“Terörsüz Türkiye” hedefi, toplumu birleştirmek yerine bölmeye başlar.
Bu ülke iyi niyetini defalarca gösterdi
Türkiye bu konuda iyi niyetini defalarca ortaya koydu.
Bu ülkede barış denendi.
Çözüm denendi.
Süreç denendi.
Yumuşama denendi.
Toplum uzun yıllar “belki olur” diyerek sabır gösterdi.
Ama her seferinde toplumun hafızasında aynı acı kaldı:
Sabotajlar…
Şiddetin geri dönüşü…
Ve yeniden kayıplar…
Bu yüzden bugün vatandaşın dili daha sert.
Vatandaş artık “umut” ile “tedbir” arasında sıkışmış durumda.
Bölge planları: İran’dan Türkiye’ye uzanan hat
Benim kanaatim şu:
Bölgede bir yeniden düzenleme planı var.
Bu planın merkezinde:
- enerji koridorları,
- ticaret yolları,
- doğal kaynaklar,
- denizlere erişim,
- yeni devletçikler
yer alıyor.
Bu düzenlemenin konuşulduğu ülkeler arasında şunlar var:
- İran,
- Irak,
- Suriye,
- Türkiye,
- Kafkasya hattı.
Burada tek bir amaç olabilir:
Bölgeyi zayıflatmak, yönetilebilir hale getirmek.
Büyük güçler neden vazgeçmiyor?
Çünkü büyük güçler için mesele insan hakları değil.
Mesele demokrasi değil.
Mesele barış değil.
Mesele:
- kaynak,
- kontrol,
- nüfuz,
- askeri üs,
- pazar,
- enerji,
- stratejik üstünlük.
Bugün dünyada “dünya devleti” olmak isteyen herkes, bunu silahla da yapıyor, parayla da yapıyor.
Bazen darbelerle.
Bazen iç savaşlarla.
Bazen medya operasyonlarıyla.
Kritik nokta: Bu ülke birbirine düşmemeli
Bu yazının özü şudur:
Terörsüz Türkiye elbette hepimizin ortak hayali.
Ama bu hayalin içine:
- milletin sinir uçlarıyla oynamayı,
- toplumun hassasiyetlerini yok saymayı,
- kimlikler üzerinden gerilim üretmeyi,
- normalleşme adı altında meşrulaştırma dili kurmayı
katarsanız…
Barış olmaz.
Sadece yeni bir kavganın kapısı açılır.
O yüzden bu ülkenin insanı, bu süreci desteklerken bile şu cümleyi unutmamalıdır:
Biz terörü bitsin isteriz…
Ama vatanın bütünlüğü tartışma konusu olmasın.
Devlet aklı şeffaf olmalı.
Siyaset dili temiz olmalı.
Toplum birbirini incitmeden konuşabilmeli.
Çünkü zor günler ufukta olabilir.
Ve zor günlerde en büyük hata şudur:
Birbirimizi düşman sanmak.
















