Sanat dedikleri bu mu?
İnsan vücudunu vitrine koy, biraz erotizm serp, adına da “özgürlük” ya da “performans” de…
Ne kolay iş!
Oysa Tolstoy, sanatı “insanların duygularını birbirine aktarma yeteneği” diye tanımlar.
Sanat, insana dokunur; göze ışık saçar, kulağa huzur verir, kalbi okşar.
Bunun en güzel örneklerinden biri müziktir. Bir ezgi duyduğunuzda tebessüm yükselir, bazen bir hüzün, bazen bir coşku zarifçe taşar. İşte bu yüzden sanat, insanlığın ortak değeridir.
Bu konserde gürültü var, müzik yok
Ya Manifest konseri?
Müzik var mı?
O da yok.
Kulakları sağır eden bir gürültüden ibaret.
Ve işin daha vahimi…
Gösteri, zaman zaman pornoya varan erotizme dönüştü. İnsan vücudu bir sanat unsuru değil, teşhir malzemesi haline getirildi.
Sanatın ruhu büyütmesi gerekirken, ruhu küçülten; kulağa hoş gelmesi gerekirken, kulakları tırmalayan bir sahne…
Psikolojik etkiler görmezden gelinemez
Toplumun bir kesimi bu tabloyu “özgürlük” ya da “sanat” diye alkışlayabilir. Ancak asıl sorulması gereken şudur: Gençler ve çocuklar bu görüntülerden nasıl etkileniyor?
Bir çocuğun zihninde sanat ile teşhir arasındaki çizginin silinmesine izin veremeyiz. Ruhsal gelişim bu kadar ucuz malzemeye kurban edilemez.
Hukuki tartışma (!)
Konser hakkında soruşturma açıldı. Hukukçular “Sahnede cinsel ilişki yoksa bu maddeyi uygulayamazsınız” dedi.
Yok daha neler!
Sanatı teşhirle karıştırıp toplumun gözü önünde sergilenen bu ucuzluğa, sırf “tam fiil gerçekleşmedi” diye sessiz kalmak akıl tutulmasıdır. Hukukun dar kalıplarına sığınıp toplumsal değerleri görmezden gelmek, sorumluluktan kaçmaktır.
İstanbul Barosu da itirazlarını dile getirdi. Eyvallah, hukuk devleti için önemlidir. Ama meslek örgütlerinin toplumsal değerlere, çocukların ruhsal gelişimine sahip çıkmak gibi bir görevi yok mudur? Barolar yalnızca salonlarda değil, toplumun vicdanında da sorumluluk taşır.
Sanata ihanet
Sanat, insanı güzelleştirmeli.
Ama birileri kolay yolu seçiyor: Cinselliği sahneye taşıyıp provokatif görüntülerle gündeme gelmeyi “sanat” zannediyor. Oysa bu, sanata yapılabilecek en büyük ihanettir.
Ve ne acıdır ki… Bu tür hayasızlıklar bazı kesimler tarafından alkışlanıyor, hatta destekleniyor. Sanatın gücüyle değil, bedenin teşhiriyle ayakta kalmaya çalışan bir anlayış…
Son söz
Manifest konseri bize bir kez daha gösterdi:
Sanat adı altında ahlaksızlığın normalleştirilmesi, toplumun ruhuna en büyük tehdittir.
Çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak, bu tür şovlara değil; sanata, gerçek sanata sahip çıkmalıyız.
















