Siyasette bazen söylenen söz kadar, o sözün hangi zamanda söylendiği de önemlidir.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin CHP ile Yeni Parti arasında yaşanan tartışmalara ilişkin yaptığı açıklama da bu yönüyle dikkat çekiyor.
Çünkü açıklamanın merkezinde; ne sert bir siyasi polemik var ne de taraflardan birini hedef alan bir dil.
En önemli mesaj ise şu:
"CHP-Yeni Parti hattındaki tüm tartışmaları Türkiye'nin ana gündem maddesi haline getirmemek."
İlk bakışta bu açıklama, CHP ile Yeni Parti arasındaki tartışmaya ilişkin gibi görünüyor.
Öyle mi gerçekten?
Ben öyle okumuyorum.
Neden mi?
Söyleyeyim...
Bana göre Bahçeli'nin asıl uyarısı taraflara değil, siyasetin tamamına.
Verdiği mesaj şu:
Türkiye'nin gündemi, partilerin kendi iç hesaplaşmalarına teslim edilmemeli.
Bu neden önemli?
Çünkü Türkiye bugün ekonomiden dış politikaya, deprem gerçeğinden güvenliğe kadar ağır sorunlarla karşı karşıya.
Böyle bir dönemde haftalarca yalnızca bir partinin iç tartışmasını konuşuyor olmak ister istemez şu soruyu sorduruyor:
Gerçek gündem bu mu?
İşte Bahçeli'nin dikkat çektiği noktanın da tam olarak burası olduğunu düşünüyorum.
Demokrasilerde siyasi partiler değişir.
Liderler değişir.
Yeni hareketler doğar.
Partiler bölünür, birleşir, yeniden kurulur.
Türk siyasi tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur.
Demokrat Parti'nin ardından Adalet Partisi'nin ortaya çıkması, Millî Görüş hareketinin Refah ve Fazilet Partilerinin kapatılmasının ardından Saadet Partisi ve AK Parti olarak farklı siyasi yollar izlemesi, DSP'nin CHP'den ayrılarak kurulması, İYİ Parti'nin MHP'den ayrılan kadrolarca oluşturulması, son yıllarda ise DEVA ve Gelecek Partilerinin AK Parti'den ayrılan isimlerle siyasete girmesi...
Bütün bunlar Türk demokrasisinin yaşadığı doğal siyasi dönüşümlerdir.
Kimi hareketler büyümüştür.
Kimileri küçülmüştür.
Kimileri tarihin sayfalarındaki yerini almıştır.
Ama değişmeyen tek gerçek vardır:
Son sözü her zaman millet söylemiştir.
Bugün de CHP ile Yeni Parti arasındaki süreç, sonuçta sandığın ve seçmenin değerlendireceği siyasi bir rekabettir.
Elbette taraflar görüşlerini açıklayacaktır.
Elbette birbirlerini eleştireceklerdir.
Elbette hukuki süreçler işletilecektir.
Bunların tamamı demokratik hayatın doğal parçalarıdır.
Ancak siyasi rekabetin, toplumu nefes alamaz hale getiren bitmeyen bir hesaplaşmaya dönüşmesi ne siyasete ne de ülkeye kazanç sağlar.
Bahçeli'nin açıklamasında dikkat çeken ikinci nokta da budur.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun hukuki haklarını aramasını doğal görürken, Özgür Özel'in ve kurduğu Yeni Parti'nin siyasi mücadelesine de saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bu yaklaşımın doğru bulunup bulunmaması elbette ayrı bir tartışmadır.
Ancak rakibin de siyaset yapma hakkını teslim etmek, demokratik siyasetin temel ilkelerinden biridir.
Bugün CHP konuşuluyor.
Dün başka bir parti konuşuluyordu.
Yarın bambaşka bir siyasi hareket ülkenin gündemine gelebilir.
Fakat Türkiye'nin geleceği, hiçbir partinin iç tartışmasına indirgenemeyecek kadar büyük bir konudur.
Siyasetin görevi, ülkenin gerçek sorunlarına çözüm üretmektir.
Vatandaşın beklentisi de budur.
Partiler gelir...
Partiler değişir...
Liderler değişir...
İttifaklar kurulur...
Bozulur...
Ama değişmemesi gereken tek şey, Türkiye'nin ortak geleceğinin günlük siyasi hesapların üzerinde tutulmasıdır.
Belki de Devlet Bahçeli'nin açıklamasındaki en önemli mesaj tam da budur.
Partilerin gündemini değil...
Ülkenin gündemini konuşabilmek...
Çünkü sonunda karar verecek olan yine siyasetçiler değil, millet olacaktır.
















