Son günlerde sosyal medyada aynı metin dönüp duruyor.
“Giderayak ülke talan ediliyor.”
“Milli parklar 100 yıllığına satılıyor.”
“Yer altı suları satışta.”
“Köprüler 48 milyar getirirken 3,5 milyara devrediliyor.”
“Limanlar yandaşlara verildi.”
Metin kesin konuşuyor.
Karar vermiş.
Hükmü açıklamış.
Bir tek mühür eksik!
İşte bu yüzden yazıyorum.
Bağıran çok, mevzuatı açıp okuyan az.
Ve bu ülkede iki kavram özellikle karıştırılıyor:
Mülkiyet ile işletme, hukuk ile slogan
Devlet malı nedir?
Anayasa açık.
Doğal kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Yer altı suyu satılamaz.
Milli park toprağı satılamaz.
Kıyı satılamaz.
Yapılan şey işletme hakkı devridir.
Yani mülkiyet devlette kalır.
Belirli bir süre işletme yetkisi özel sektöre bırakılıyor.
49 yıl.
Uzatma opsiyonu.
İntifa hakkı.
Yap-işlet-devret modeli.
“Bu doğru mudur, yanlış mıdır?” Ayrı tartışma konusu.
Ama yapılan satış değildir.
Kelimeyi değiştirirseniz, algı da değişir.
Milli parklar “100 yıllığına satılıyor” deniyor.
Gerçekte olan, park içindeki tesislerin uzun süreli işletme hakkı kiralamasıdır..
Parkın kendisi değil, satışı hiç değil.
Süre uzun mu?
Tartışılır.
Ama “park satıldı” derseniz, teknik olarak yanlış olur.
Bir de “Yer altı sularını sattılar” deniyor.
Halbuki, Türk hukukunda yer altı suyu kamu malıdır.
Asla satılamaz.
Verilen şey genelde ruhsat ya da belirli süreli kullanım hakkıdır.
Eleştirilecek yönü olabilir.
Ama kavramı doğru koyalım.
Köprü ve otoyollar konusu da var.
25 yılda 48 milyar dolar gelir deniyor.
3,5 milyara devrediliyor deniyor.
25 yıllık varsayımsal toplam hasılat ile bugünkü peşin bedeli karşılaştırmak finans matematiğinde doğru yöntem değildir.
Net bugünkü değer vardır.
Risk vardır.
Garanti yükümlülükleri vardır.
Sözleşme yapısı vardır.
Rakam siyasette büyür.
Hesapta küçülür.
Bir de İzmir Limanı konusu var.
Mülkiyet mi devredildi?
Yoksa işletme/yönetim devri mi yapıldı?
Bu ayrımı yapmadan “talan” demek kolaydır.
Ama kolay olan her şey doğru değildir.
Bakın…
Kamu varlıkları elbette sorgulanmalı.
Şeffaflık talep edilmeli.
İhale bedeli tartışılmalı.
Kamu yararı denetlenmeli.
Bunları konuşana kimse “sus” diyemez.
Ama ortada mülkiyet devri yokken “vatan satıldı” demek hukuk konuşmak değil, slogan atmaktır.
Eleştiri akılla yapılır.
Öfke manşetle.
Satış başka şeydir.
İşletme hakkı başka şeydir.
Kira başka şeydir.
Yap-işlet-devret başka şeydir.
Hepsini “talan” başlığında toplarsanız, yarın gerçekten hukuki bir sorun çıktığında kimse sizi ciddiye almaz.
Benim derdim şu:
Eleştiri güçlü olsun.
Ama sağlam zeminde dursun.
Çünkü bağırmak kolaydır.
Hukuk konuşmak zordur.
Ve bu ülkede en kıymetli şey, kavramları yerli yerinde kullanabilmektir.
















