CHP, Tekirdağ’da yerel medyaya “demokrasi dersi” verdi.
Basın yoksa denetim yok.
Denetim yoksa demokrasi yok.
Güzel cümle.
Alkışlık.
Ama Bursa’ya gelince…
Bursa’da bazı CHP’li belediyeler, yerel medyayı “basın” diye değil, “taraftar” diye görüyor.
Sorana değil…
Soranı duyana değil…
Soranı “görene” değil…
Sadece alkışlayana!
Daha kötüsü şu:
Bir belediyeyi eleştiren gazeteci dışlanıyor.
Yetmiyor…
O eleştiriyi yayınlayan medya da yok sayılıyor.
Toplantı var. Davet yok.
Açılış var. Haber yok.
Program var. Fotoğraf yok.
Soru var. Cevap yok.
Sonra da çıkıp “Basın özgürlüğü” konuşuyorlar.
Kusura bakmayın ama…
Bu tablo, özgür basın değil.
Bu tablo, seçilmiş “uygun basın”.
Yerel medya dediğiniz şey;
yalnızca kurdele kesen fotoğrafı koyan,
yalnızca alkışlayan,
yalnızca teşekkür eden bir yapı değildir.
Yerel medya; soru sorar.
Yerel medya; denetler.
Yerel medya; bazen can sıkar.
Bazen de haklı çıkar.
Ve evet…
Bu, belediye başkanının da işine yarar.
Sayın Mustafa Bozbey’in burada bir ayrım yapması gerekiyor:
Eleştiriyi düşmanlık sanan refleks ile…
Eleştiriden öğrenen yönetim anlayışı arasında.
Çünkü Bursa’da yaşanan sorun, siyaset değil.
Sorun, iletişim.
Ve iletişim; bir belediyenin vitrinidir.
Vitrin kırık olursa içerisi de karanlık görünür.
Tekirdağ’daki toplantıya davetliydik.
Uzak olduğu için katılamadık.
Bursa’da yapılacak buluşmalarda orada olacağız.
Ama şunu da söyleyelim:
Yerel medya buluşması; önce yerelde başlar.
Bursa’da “basın özgürlüğü” konuşulacaksa…
Önce Bursa’da basın özgür bırakılmalı.
















