Her yaz aynı acı…
Her yaz aynı yangınlar…
Her yaz ciğerlerimiz, bağlarımız, umutlarımız kül oluyor.
Kömür gibi olmuş ağaç gövdelerinin arasında, dumanı tüten toprakta…
Bir yanda evini, bağını kaybeden köylüler…
Bir yanda görev başında şehit düşen orman işçileri, itfaiyeciler, AFAD personeli…
Ve bir yanda, kaçamayan binlerce can…
O ormanlarda, yalnızca ağaçlar yanmıyor.
Her dalda yuva yapan kuşlar, toprağın altında saklanan böcekler, çalılıklarda dolaşan tilkiler, tavşanlar, yaban keçileri, ceylanlar…
Bir anda alevlerin arasında yok oluyor.
Sadece yeşili değil, yaşamı kaybediyoruz.
Ve bu acının üstüne bir de, hâlâ anız yakanlar var.
Tarladaki kuru sapları ateşe verip, bir kıvılcımı ormana taşıyanlar…
Bir kibritle, bin yıllık bir ekosistemi yok edenler…
İşte bu yüzden, artık sadece seyirci kalamayız.
Yangın Söndürmede Bitmeyen Eksikler
Yangına müdahalede kullandığımız tesisatlar hâlâ yetersiz.
Bir kısmı ateşe dayanıklı değil, bir kısmı çalışırken arıza veriyor.
Profesyonel ekipler yerine, çoğu zaman mevsimlik işçilerle yangına koşuyoruz.
Eğitimi yetersiz, tecrübesiz insanlar, metrelerce yükselen alevlerle savaşmaya çalışıyor.
Sonuç?
Bir yanda söndürmeye çalışırken hayatını kaybeden kahramanlar…
Diğer yanda kaybedilen ormanlar, köyler, tarım alanları…
Ve yok olan bir yaşam döngüsü…
Peki, Her Yaz Bu Kabusu Seyretmek Zorunda Mıyız?
Hayır.
Çünkü yangın çıkmadan önce alınacak önlemler, yangın söndürme kadar önemli.
Hatta belki de daha önemli…
İşte tam burada, kulağa ilginç gelecek ama keçiler devreye giriyor.
Keçilerle Yangın Koridoru
Evet, yanlış duymadınız.
İspanya ve Portekiz yıllardır bu yöntemi uyguluyor.
Keçi sürüleri, yangın mevsiminden önce ormanların alt tabakasında ne kadar kuru ot, diken, çalı varsa temizliyor.
Böylece yangının en hızlı yayıldığı “yakıt” yok ediliyor.
Ortaya, alevlerin yayılmasını yavaşlatan doğal koridorlar çıkıyor.
Yani keçiler, sadece süt, peynir vermiyor…
Ormanı da kurtarıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Keçileri yıllarca ormandan uzak tuttuk.
İlkokulda bize öğrettiler:
“Keçiler fidanları yer, kabukları kemirir, ormana zarar verir.” Diye.
Ben 57 yaşındayım, o dersleri hâlâ hatırlıyorum.
Ama meğer…
Doğru yönetilirse, bu hayvanlar ormana zarar değil, fayda sağlıyormuş.
O zaman yanlış öğretilmişiz.
Yanlış yönlendirilmişiz.
Bir nesil boyunca ormanla keçiyi birbirine düşman ettik.
Büyük bir hata yaptık.
Şimdi Ne Yapmalı?
Her yaz, milyonlarca lira harcayıp, onlarca can verip, yüzbinlerce dönüm orman kaybedeceğimize…
Keçi sürüleriyle doğal, sürdürülebilir bir yangın önleme planı yapalım.
Mevsim başlamadan önce, kontrollü bölgelerde otlatma yapılsın.
Orman altı temizlensin.
Köylü, keçisini otlatsın, devlete yük olmasın, orman da korunsun.
Hem doğal, hem ucuz, hem de etkili.
Çünkü gerçek şu:
Ya her yaz kül olup ağlayacağız…
Ya da keçilerle bu felakete “dur” diyeceğiz.
















