BTSO Başkan Adayı Özer Matlı’nın “Vizyon 2040” adını verdiği projelerini açıklayacağı toplantıya ben de davetliydim.
Gittim.
Bursa medyasının ilgisi yüksekti. Salonda oturacak yer bulmak bile kolay olmadı.

Doğrusu bunda şaşılacak bir durum da yoktu.
BTSO gibi Bursa ekonomisinin en etkili kurumlarından birinin başkanlığına talip olan bir isim, kentin önümüzdeki 15 yılına ilişkin projelerini açıklayacaktı. Elbette söyledikleri merak edilecek, dikkatle dinlenecekti.
Üstelik Özer Matlı, iş dünyasına dışarıdan bakan, Bursa ekonomisini yeni tanımaya çalışan bir isim değil.
Türkiye’nin önde gelen iş insanlarından biri. Uzun yıllardır Bursa Ticaret Borsasını yönetiyor. İş dünyasında karşılığı, tecrübesi ve imza attığı başarılı çalışmalar var.
Bunları görmezden gelerek yapılacak bir değerlendirme baştan eksik kalır.
Ben de Matlı’yı dikkatle dinledim.
Notlarımı aldım.
Baştan söyleyeyim; yazı biraz uzun olacak.
Fakat 2040’a uzanan bir vizyonu, 6 dönüşüm eksenini, 28 büyük hamleyi ve 46 çözüm başlığını iki paragrafta değerlendirirsek analiz yapmış değil, üzerinden geçmiş oluruz.
Evet yazı uzun.
Fakat 36 sayfalık, 2040’a uzanan bu kadar iddialı bir proje dosyasını daha kısa anlatmanın yolu, bazı soruları atlamaktan geçiyordu.
Ben ise hiçbir şeyi atlamak istemedim.
Matlı; şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, üyeye dokunan hizmetlerden ve sonuçları ölçülebilir bir yönetim anlayışından söz etti.
Bunlar önemliydi.
Hatta bazı tespitlerine katılmamak mümkün değildi.
Ancak değerlendirmeyi toplantıda dinlediklerimle sınırlı tutmadım.
Toplantının ardından; Matlı ve ekibinin hazırladığı 36 sayfalık “Bursa Ekonomisi Dönüşüm Planı – Vizyon 2040” kitapçığını da baştan sona inceledim.
Bursa Ticaret Borsasının faaliyet raporlarını, BTSO’nun kamuoyuna açık kayıtlarını, ilgili mevzuatı, TEKNOSAB verilerini ve projelerde adı geçen kurumların açıklamalarını taradım. Rakamları, verilen sözleri ve takvimleri yan yana koydum.
Dolayısıyla bu yazı yalnızca toplantıdaki ilk izlenimlerime değil, ulaşılabilen açık kaynaklara ve kurumların kendi kayıtlarına dayanıyor.
Zira tecrübe değerlidir; fakat tek başına bir projenin fizibilitesi değildir.
Geçmişte başarılı işlere imza atmış olmak da bugün açıklanan her hedefin haritasının çizildiği, bütçesinin hazırlandığı ve takviminin oluşturulduğu anlamına gelmez.
Nitekim sunum ilerledikçe zihnimde projelerden çok sorular birikmeye başladı.
Çünkü Matlı, mevcut yönetime açık bir ölçü koyuyordu:
İhtiyaç…
Fizibilite…
Finansman…
Yetki…
Takvim…
Güzel.
Peki aynı ölçüyü Matlı’nın “Vizyon 2040” programına uyguladığımızda karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?
Önce şu 900 hektarı konuşalım
Matlı, dört yıl içinde Bursa’nın doğusunda, batısında ve kuzeyinde üç ayrı KOBİ OSB kurulacağını söylüyor.
Her biri yaklaşık 200 hektar.
Yanlarında da KOBİ OSB’lerle bağlantılı, 50 ila 100 hektarlık ticaret bölgeleri olacak.
Basitçe hesaplayalım.
Üç KOBİ OSB 600 hektar. Üç ticaret bölgesi ise büyüklüklerine göre 150 ila 300 hektar.
Toplamda 750 ila 900 hektardan, yani 7,5 ila 9 milyon metrekareden söz ediyoruz.
Burada kitapçığın kendi içinde cevap bekleyen bir nokta var.
Yeni alanların “yeri, büyüklüğü, sektörel yapısı ve uygulama sırasının masa başında belirlenmeyeceği” söyleniyor.
Fakat hemen ardından her KOBİ OSB için yaklaşık 200 hektar, ticaret bölgeleri için de 50 ila 100 hektar büyüklük açıklanıyor.
Büyüklük doğrulanmış ihtiyaç ve hazırlanacak envanter sonucunda belirlenecekse, bu rakamların hesabı şimdiden nasıl yapıldı?
Hesap yapıldıysa dayandığı çalışma nerede?
Kitapçıkta bu rakamların hangi talep ve ihtiyaç hesabına dayandığını gösteren bir teknik ek bulunmuyor.
Rakam büyük, gözümüzde canlandırması kolay değil.
Bir karşılaştırma yapalım.
TEKNOSAB’ın toplam alanı yaklaşık 8,3 milyon metrekare. Matlı’nın sözünü ettiği alan ise alt sınırda neredeyse bir TEKNOSAB, üst sınırda TEKNOSAB’dan biraz daha büyük.
Başka bir ifadeyle Matlı, dört yıl içinde Bursa’ya toplamda yaklaşık bir TEKNOSAB büyüklüğünde yeni sanayi ve ticaret alanı kazandırmayı vaat ediyor.
Bursa’nın en büyük parklarından Hüdavendigar Kent Parkı da 510 bin metrekare. Söz konusu alan, yaklaşık 15 ila 18 Hüdavendigar Kent Parkına denk geliyor.
Elbette bu alanlar tek parça olmayacak. Ancak karşılaştırma, verilen sözün büyüklüğünü anlamak açısından önemli.
Üstelik yeni kurulacağı belirtilen küçük sanayi siteleri bu hesabın içinde değil.
Az buz bir alan değil.
Tam bu noktada Matlı’nın bir cümlesini hatırlatalım:
“Sadece arsa üretmek ve bina yapmakla bu dönüşüm sağlanamaz.”
Doğru.
Fakat arsa olmadan da OSB kurulamıyor.
O hâlde bu 7,5 ila 9 milyon metrekarelik alan nerede?
Hangi ilçelerde düşünülüyor? Arazilerin mülkiyet durumu ne? Bursa’nın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında karşılığı var mı? Tarım arazileri, su kaynakları, ulaşım ve altyapı nasıl değerlendirildi? Araziyi ve altyapıyı kim finanse edecek?
Toplantıda bu sorulara cevap verecek bir yer seçim haritası veya mali tablo görmedim. Baştan sona incelediğim kitapçıkta da alanların yerini, mülkiyet yapısını ve yaklaşık yatırım maliyetini gösteren bir çalışma yok.
Matlı ve ekibinin kamuoyuna açıklamadığı başka hazırlıkları olabilir.
Varsa görmek isteriz.
Çünkü OSB kurmak yalnızca BTSO yönetiminin kararıyla gerçekleşecek bir iş değil. Yer seçiminden Bakanlık onayına, yerel yönetimlerden altyapı kurumlarına kadar çok sayıda kurumun aynı dosyada ve aynı takvimde buluşması gerekiyor.
Bunu söyleyen de Matlı’nın kendisi:
“Plan, sahada karşılığı olduğunda değerlidir.”
Katılıyorum.
Öyleyse önce sahayı görelim.
Kitapçık, bu fiziki yatırımların dört yılda hizmete alınacağını söylüyor.
Demek ki vaat yalnızca kuruluş dosyası hazırlamakla sınırlı değil.
Fakat aynı kitapçık, yatırım kararlarına temel oluşturacak Bursa 360° envanterinin ilk 12 ayda hazırlanacağını; yerin, büyüklüğün ve uygulama sırasının da paydaşlarla birlikte belirleneceğini anlatıyor.
İlk yıl envanter hazırlanacaksa geriye kalan sürede yer seçimi, planlama, arazi edinimi, izinler, altyapı ve hizmete açılış nasıl tamamlanacak?
Dört yıllık son tarih var. Fakat o tarihe hangi adımlarla ulaşılacağı gösterilmemiş.
Yüzde 9, neyin yüzde 9’u?
Matlı, aynı toplantıda TEKNOSAB üzerinden mevcut yönetime sert bir eleştiri yöneltti:
“2015’te hayata geçen TEKNOSAB’ın doluluk oranı yüzde 9’un altındaysa, 10 yıllık sürenin sonunda alanın onda birinin dolu olmamasını sorgulamak gerekiyor.”
Sorgulayalım.
On yılı geride bırakan böyle büyük bir yatırımın hangi aşamada olduğu ve hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı elbette sorulmalıdır.
Ancak önce şu rakamı açıklığa kavuşturalım: Yüzde 9, neyin yüzde 9’u?
Toplam parsellerin mi, tahsis edilenlerin mi, ruhsat alanların mı, inşaata başlayanların mı, yoksa üretime geçen fabrikaların mı?
Bunların her biri farklı bir oran çıkarır.
TEKNOSAB’ın kendi kayıtlarında ilk fabrikaların 2021 yılında faaliyete geçtiği ve katılımcı firmaların kimler olduğu belirtiliyor. Ancak katılımcı firma sayısı ile üretime başlayan fabrika sayısı aynı şey değil.
Yaptığım incelemede Matlı’nın dile getirdiği yüzde 9’un hangi tarihli veriye ve hangi hesaplama yöntemine dayandığını gösteren açık bir kaynağa ulaşamadım.
Bu, rakamın mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez. Fakat doğru olduğunu kabul etmemiz için de yalnızca söylenmiş olması yeterli değildir.
Toplam parsel, tahsis, inşaat, üretim ve istihdam aynı tabloda açıklanırsa tartışma da söylentiler üzerinden değil, somut veriler üzerinden yürür.
Burada TEKNOSAB’ı savunmuyorum. Hedeflerin gerisinde kalındıysa hesabı elbette sorulmalıdır. Fakat başkasının on yıllık projesini yüzde 9 üzerinden sorgulayan Matlı’nın, kendi dört yıllık vaadini de aynı açıklıkla tarif etmesi gerekir.
TEKNOSAB için “On yılda hangi noktaya geldiniz?” diye soruyorsa, biz de Matlı’ya soralım:
Üç KOBİ OSB dört yılın sonunda hangi noktaya gelmiş olacak?
Öyle ya, 2040 uzak, seçim dönemi sadece dört yıl
“Vizyon 2040” doğal olarak uzun vadeli bir hedef ortaya koyuyor.
Bir başkan adayının yalnızca seçileceği dönemi değil, Bursa’nın önümüzdeki 15 yılını düşünmesi yanlış değil.
Hatta gereklidir.
Ancak BTSO organları dört yıllığına seçiliyor.
Üsetlik burada küçük bir ironi de var.
Mevcut başkanın 13 yılı aşkın görev süresine “Artık değişim zamanı” diyerek itiraz eden Matlı cephesi, önümüze 2040’a uzanan bir vizyon koyuyor.
Elbette vizyonun ömrüyle başkanın görev süresi aynı şey değil.
Ama o zaman bu vizyonun Matlı’dan sonra nasıl yaşayacağını ve kuruma nasıl bağlanacağını da bilmemiz gerekiyor.
Matlı, 2026-2030 dönemini ilk uygulama ve hesap verme dönemi olarak tanımlıyor.
O hâlde bu bölüm çok daha ayrıntılı olmalı.
Hangi proje ne zaman başlayacak, hangi aşamada tamamlanacak? 2030’a gelindiğinde üyeler hangi somut sonuçları görecek? Hedeflerin hangisi BTSO’nun yetkisinde, hangisi başka kurumların kararına bağlı?
Matlı, mevcut yönetimi aynı projeleri farklı isim ve tarihlerle yeniden açıklamakla eleştiriyor.
Haklı olabilir.
Ancak kendisinin de yarın aynı eleştiriyle karşılaşmaması için “Vizyon 2040”ın dört yıllık bölümünü başlangıç ve bitiş tarihleriyle ortaya koyması gerekiyor.
Peki koymuş mu?
Kısmen.
Kitapçıkta hiç takvim yok diyemeyiz. İlk 12 ayda hazırlanacak envanter ve ilk yıl kurulacak ticaret koridorlarının yanı sıra ülke masaları, ortak Ar-Ge projeleri ve teknoloji edinimleri için de dört yıllık sayısal hedefler verilmiş.
Hakkını teslim edelim.
Ancak yüzlerce hektarlık KOBİ OSB’lerin, ticaret bölgelerinin, küçük sanayi sitelerinin ve marinaların yer seçimi, arazi edinimi, izin, altyapı ve hizmete açılış aşamalarını gösteren proje bazlı bir takvim yok.
Kitapçığın sonunda “Kararını ilk 100 günde, çalışan pilotunu ilk yılda, ölçeğini dört yılda ortaya koyacağız” deniliyor.
Güzel.
Fakat hangi kararın ilk 100 günde alınacağı, hangi proje için ilk yıl çalışır bir pilot ortaya konacağı ve dört yılın sonunda hangi projenin hangi ölçeğe ulaşacağı açıklanmış değil.
Genel takvim var; proje takvimi yok.
Yoksa bugün eleştirilen yöntem, yarın başka bir ad altında yeniden karşımıza çıkabilir.
2 bin 425 üye, 60 bin üye
Matlı, kitapçıkta 70 farklı meslek komitesinden 2 bin 425 üyeyle temas kurulduğunu, toplantıların 300 saati aştığını ve elde edilen sonuçların 12 uzman tarafından değerlendirildiğini söylüyor.
Bu, ortada ciddi bir hazırlık ve emek olduğunu gösteriyor.
Azımsanacak bir çalışma değil.
Ancak 2 bin 425 üye, BTSO’nun 60 bin üyesinin yaklaşık yüzde 4’üne karşılık geliyor.
Bu oran programı değersiz kılmaz. Zaten 60 bin üyenin tamamıyla görüşmek mümkün değildir.
Burada önemli olan yalnızca kaç kişiyle görüşüldüğü değil, görüşülen üyelerin nasıl seçildiğidir.
İşletme ölçekleri ve ilçeler hangi ağırlıkta temsil edildi? Sorular neydi? Hangi ihtiyaç kaç üye tarafından dile getirildi? Görüşmelerden çıkan ayrıntılı rapor neden kitapçıkta yer almıyor?
“Sahadan gelen ihtiyaç” deniliyorsa o sahanın kimi ne ölçüde temsil ettiğini bilmek gerekir.
Çünkü görüşme sayısı başka, temsil gücü başka şeydir.
“Değişim zamanı” ama kimin için?
Neden mi bu soruyu sordum?
Anlatayım.
Çünkü Özer Matlı’nın oda ve borsa yöneticiliği 2013 yılında Bursa Ticaret Borsasıyla başlamıyor.
Matlı, 1995-1999 yılları arasında Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkan Yardımcılığı, 1999-2005 yılları arasında Meclis üyeliği yaptı. 2005’te aynı odanın Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi ve bu görevi 2013’e kadar sürdürdü.
Mayıs 2013’te Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığına geçti. Yani İbrahim Burkay BTSO’da, Özer Matlı da Bursa Ticaret Borsasında 13 yılı aşkın süredir başkan.
Matlı ayrıca 2018-2023 arasında yaklaşık beş yıl TOBB Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Bugün de TOBB Genel İdare Kurulu üyesi.
Toplam tablo şu:
Matlı, oda ve borsa organlarında 31 yıldır görev yapıyor. İki farklı kurumda kesintisiz Yönetim Kurulu Başkanlığı ise 21 yılı buluyor.
Bu, önemli bir tecrübe.
Ancak Matlı cephesinin “Değişim zamanı geldi” söylemini de ister istemez tartışmalı hâle getiriyor.
Burkay’ın 13 yılı aşkın görev süresi uzun bulunuyorsa, Matlı’nın Bursa Ticaret Borsasındaki 13 yılı aşkın başkanlığı ve önceki oda yöneticiliği de aynı ölçüyle değerlendirilmelidir.
Elbette Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası, Bursa Ticaret Borsası ve BTSO birbirinden farklı kurumlar.
Ancak itiraz yalnızca süreye ise Matlı da bu tartışmanın dışında değil.
İtiraz yönetim anlayışına ise farkın nerede başladığını somut olarak göstermesi gerekiyor.
Matlı’nın yönetiminde Bursa Ticaret Borsasının aktif üye sayısı 425’ten 925’e, Türkiye’deki 115 ticaret borsası arasındaki sıralaması da 36’ncılıktan 15’inciliğe yükselmiş.
Burkay’ın ilk döneminde 35 bin olarak açıklanan BTSO’nun üye sayısı da bugün 60 binin üzerine çıkmış.
Yalnızca üye sayısına bakarsak Bursa’da başarısız başkan yok!
Bu hesapla Matlı Borsaya 500, Burkay BTSO’ya 25 binden fazla yeni üye kazandırmış oluyor.
Ama işler elbette bu kadar basit değil.
Oda ve borsaların üye sayısı; yeni kurulan şirketlerden, ekonomideki büyümeden, kayıt düzeninden ve yasal zorunluluklardan da etkilenir.
Bu nedenle Matlı’nın rakamlarını da Burkay’ın rakamlarını da not edelim.
Fakat ikisini de tek başına başkan başarısı diye yazmayalım.
Borsanın sıralamasındaki yükseliş ve ortaya çıkan diğer sonuçlar yine de önemsiz değil.
Hakkını teslim etmek gerekir.
Ama sormadan olmuyur; Bağımsız denetim vaadi Borsada uygulandı mı?
Matlı, BTSO için düzenli bağımsız denetim, şeffaf harcama portalı, iştirak performanslarının açıklanması ve proje bazlı sonuç ölçümü vaat ediyor.
Burada bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor.
BTSO’da bugün hiçbir mali denetim ve hesap verme mekanizması yok değil.
Finansal raporlar Yönetim Kuruluna haftalık, Hesapları İnceleme Komisyonuna ve Oda Meclisine aylık olarak sunuluyor. Komisyon her ay mali denetim yapıyor, bütçe de Meclis tarafından onaylanıyor.
Benzer yasal mekanizmalar Bursa Ticaret Borsası için de geçerli.
Matlı’nın vaadi bunların ötesine geçerek bağımsız denetimi düzenli hâle getirmek ve sonuçlarını kamuoyuna açmaksa önemli bir adım olur.
Kitapçığı incelerken dikkat çekici bir durumla da karşılaştım.
“Şeffaf Harcama ve İştirak Portalı | Bağımsız Denetim” başlığı var.
Ne var ki başlığın altındaki açıklama, hemen önceki “Canlı Meclis” bölümünün aynısı.
Muhtemelen bir dizgi veya kopyalama hatası.
Olabilir.
Fakat şeffaflığı programının merkezine koyan bir adayın, bağımsız denetimin nasıl uygulanacağını ayrıca ve ayrıntılı biçimde açıklaması gerekirdi.
Bütün bunların yanında Matlı’nın şu soruya da cevap vermesi gerekir:
BTSO için gerekli gördüğü bu ileri şeffaflık modelini, 13 yılı aşkın süredir yönettiği Bursa Ticaret Borsasında uyguladı mı?
Bursa Ticaret Borsasının kamuya açık bölümünde, Matlı’nın BTSO için tarif ettiği kapsamda bir bağımsız denetim raporuna veya proje ve harcamaların ayrıntılı biçimde görülebildiği bir şeffaflık portalına ulaşamadım.
Varsa yayımlansın.
Memnuniyetle okuyalım.
Yoksa bugüne kadar neden uygulanmadığı açıklanmalı.
Tamam bu soru Matlı’nın vaadini geçersiz kılmaz.
Fakat 31 yıllık oda ve borsa tecrübesinin ardından verilen şeffaflık sözünün inandırıcılığı bakımından cevap bekler.
Çünkü; “Bursa 10 yıl daha bekleyemez” sözü Borsayı da bağlar.
Bursa Ticaret Borsasının 13 yıllık dönem değerlendirmesinde Yenişehir Gıda İhtisas OSB ile 100 bin metrekarenin üzerinde kurulması planlanan ET-BA gibi projeler hâlâ geleceğe dönük hedefler arasında anlatılıyor.
Bu, söz konusu projelerin 13 yıldır beklediği anlamına gelmez. Ancak ne zaman gündeme alındıkları, hangi aşamada oldukları, bütçeleri ve tamamlanma tarihleri kamuoyuna açık biçimde gösterilmeli.
Çünkü “Bursa 10 yıl daha bekleyemez” diyen bir adayın, kendi yönettiği kurumun projelerinde de başlangıç tarihlerini ve gerçekleşme oranlarını açıklaması gerekir.
Başkalarının projeleri için istenen takvim, kendi projeleri için de geçerli olmalıdır.
Ciro arttı demek yetiyor mu?
Matlı’nın en doğru yaklaşımlarından biri, başarıyı toplantı veya faaliyet sayısıyla değil ekonomik sonuçlarla ölçme vaadi.
Üyenin kazandığı zamana, azalan maliyetine, ulaştığı finansmana, yeni işlerine ve cirosuna bakacağını söylüyor.
Gayet güzel.
Ancak ölçüm yöntemi önemli.
Kitapçıkta “Etki nasıl görülecek?” başlığı altında tasarruf, finansmana erişim, sipariş, güvenli tahsilat, verimlilik, işe yerleşme, lojistik maliyeti ve açık bütçe gibi göstergeler sıralanmış.
Bu, olumlu.
Fakat bu göstergelerin başlangıç değerleri, dört yıllık hedefleri, veri kaynakları, açıklanma sıklığı ve kim tarafından doğrulanacağı belirtilmemiş.
Matlı, Bursa Ticaret Borsasındaki dönemini değerlendirirken işlem hacminin 980 milyon liradan 70 milyar 970 milyon liraya çıktığını ve yüzde 7 bin 141 arttığını söylüyor.
Rakam büyük.
Fakat yüksek enflasyonla geçen 12 yıllık bir dönemde bu, nominal artışı gösterir. Parasal büyüklüğün artması, aynı ölçüde reel ekonomik büyüme yaşandığı anlamına gelmez.
Matlı, BTSO’da başarıyı üyelerin cirosuyla ölçeceğini söylüyor.
Ölçecekse nominal rakamlarla yetinmemeli; enflasyondan arındırılmış sonuçları açıklamalı. Katma değere, çalışan başına verimliliğe, yeni müşterilere, ihracat pazarlarına, kâr marjına ve tahsilat süresine de bakmalı.
Üstelik bir firmanın cirosundaki her artışı BTSO’ya, Bursa Ticaret Borsasının işlem hacmindeki her artışı da yönetime yazamayız.
Enflasyon, kur, fiyatlar, piyasa talebi ve firmaların kendi yatırımları da bu rakamları etkiler.
Ölçülebilirlik iddiası doğru.
Ancak ölçüm yöntemi yanlış kurulursa ortaya sonuç değil, yeni bir faaliyet bülteni çıkar.
Ücretsiz belge güzel, aidat hesabı nerede?
Matlı, faaliyet belgesinin ücretsiz olacağını; aidatını ödeyen üyelere beş temel belge ile temel danışmanlığın ücretsiz sunulacağını söylüyor.
Kitapçık, bu vaadi biraz daha belirginleştiriyor: Aidatını ödemiş üyeye yılda beş temel belge ücretsiz verilecek. Mali işler, hukuk ve yönetim alanlarında ilk danışmanlık da ücretsiz olacak.
Üyenin cebinde kalan her para değerlidir.
Ancak BTSO’nun 2026 tarifesinde Türkçe faaliyet belgesinin ücreti sadece 50 lira.
Dolayısıyla bunu ücretsiz yapmak hoş bir kolaylık olsa da ekonomik dönüşüm diye sunulacak büyüklükte bir adım değil.
Ancak beş temel belgenin hangileri olduğu ve bunun beş farklı belge türünü mü, yoksa toplam beş belge hakkını mı ifade ettiği açık değil.
Aidatların düşürülmesi ise daha ciddi bir mali karar.
Bu, başkanın tek başına alacağı bir karar değil; Yönetim Kurulunun teklifi ve Meclisin onayı gerekiyor.
Aidatlar ne kadar düşürülecek? Hangi üye grubu ne kadar az ödeyecek? BTSO bütçesinde oluşacak gelir kaybı hangi tasarruflardan karşılanacak?
Matlı, “Yanlış önceliğe kaynak ayırmak da israftır” diyor.
Katılıyorum.
O hâlde yanlış bulduğu harcamaları ve buradan sağlayacağı tasarrufu da açıklamalı.
Çünkü aidat düşürmek vaat, bütçeyi dengede tutmak yönetimdir.
KOBİ’ler nasıl temsil edilecek?
Matlı, KOBİ’lerin ve küçük işletmelerin artık kendi yönetimlerinde temsil edileceğini söylüyor.
KOBİ’lerin BTSO’da daha güçlü bir sese sahip olması gerektiği açık.
Ancak BTSO’nun meslek komiteleri ve Meclisi seçimle, meslek grupları üzerinden oluşuyor.
Matlı’nın vaat ettiği yeni temsil modeli nedir?
Kitapçıkta her meslek komitesinin bütçesi, uzman desteği, çalışma takvimi ve ulaşması gereken somut bir sonucu olacağı yazıyor.
Bu, bugünkü yapıya göre anlamlı bir değişiklik olabilir.
Yönetim Kurulunda KOBİ kotası mı olacak, ayrı bir küçük işletmeler kurulu mu oluşturulacak, yoksa meslek komitelerinin karar gücü mü artırılacak?
“Artık temsil edilecekler” güçlü bir cümle.
Fakat yöntem açıklanmazsa küçük işletmelerin kulağına hoş gelen bir seçim sözü olarak kalabilir.
Her başlık gerçekten yeni mi?
Matlı, mevcut yönetimi aynı projeleri farklı isimlerle yeniden açıklamakla eleştiriyor.
Bu eleştiriyi yaparken kendi programındaki projelerin ne kadarının tamamen yeni olduğunu da anlatması gerekir.
Hakkını teslim edelim; kitapçık bazı başlıklarda mevcut yapıyla yeni hedef arasındaki ayrımı yapıyor.
Mevcut mobil uygulamanın geliştirileceği, BUTEKOM ve BUTGEM’in bugünkü gücünün yeni alanlara taşınacağı, çarşıdaki mevcut eğitim ve iletişim çalışmalarının genişletileceği açıkça yazılmış.
Örneğin BUTEKOM yeni kurulacak bir yapı değil; 2008’den beri faaliyet gösteriyor. “BUTEKOM X” ile mevcut yapının başka sektörlere açılması hedefleniyor.
Bu genişleme faydalı olabilir.
Fakat yeni bir isim, tek başına yeni bir kurum veya başarı anlamına gelmez. Yeni yapının mevcut çalışmadan tam olarak nasıl ayrılacağı, ne kadar ilave bütçe gerektireceği ve üyeye hangi yeni sonucu kazandıracağı da açıklanmalıdır.
Bursa Model Fabrika da KOBİ’lerin yalın üretim ve dijital dönüşümü için zaten faaliyet gösteriyor. KOBİ OSB ve ticaret bölgeleri de bir süredir BTSO gündeminde.
Üstelik Burkay bu başlıkları yalnızca isim olarak bırakmamış; projelerin yerini ve mevcut aşamasını, bazıları için de takvim ve bütçeyi ortaya koymuştu.
Elbette yerin belirlenmesi, sürecin başlaması ya da bütçenin açıklanması, bir projenin başarıya ulaştığı veya yeterince ilerlediği anlamına gelmez.
Fakat “bembeyaz bir sayfa açacağız” derken mevcut kurumları ve çalışmaları yok saymak da doğru değil.
Kurumsal yönetim, her şeyi sıfırdan başlatmak değildir; işe yarayanı sürdürmek, eksik olanı tamamlamak, sonuç üretmeyeni değiştirmektir.
Öyleyse hangi projenin yeni, hangisinin mevcut yapının devamı, hangisinin yeniden tasarlanmış hâli olduğu açıklanmalı.
Matlı’nın başkalarında eleştirdiği “yeni isim, yeni görsel” yöntemi kendi projelerine bulaşmamalı.
Bursaspor için fikir var, model henüz yok
Kitapçıkta yer almayan, fakat toplantının soru-cevap bölümünde dikkat çeken başlıklardan biri de Bursaspor’du.
Matlı, BTSO’nun mevzuat nedeniyle kulübe doğrudan para aktaramayabileceğini; buna karşılık üyelerin ticari gücünü artırarak Bursaspor’a sürdürülebilir destek sağlanabileceğini söyledi.
Bursaspor’un birkaç kişinin omuzlarında kalmaması ve şehrin kurumları tarafından desteklenmesi gerektiği düşüncesi doğru.
Matlı’nın örneği de ilk bakışta kulağa hoş geliyor:
Bir firma, ürününü Bursa ve Bursaspor markası sayesinde beş liraya değil yedi liraya satabilirse, aradaki kazancın küçük bir bölümünü kulübe verebilir.
İyi güzel de o iki liralık artışın Bursaspor markasından kaynaklandığını kim, nasıl ölçecek?
Hangi ürünler sisteme girecek? Satıştan mı, kârdan mı pay verilecek? Katılım gönüllü mü olacak? Para kim tarafından denetlenecek? Mevcut Bursaspor Vakfı bu yapının neresinde duracak?
Zira ciro başka, kâr başka şeydir.
Matlı’nın yaklaşımı duygusal olarak güçlü ve yönü itibarıyla doğru.
Fakat lisans modeli, pay oranı, denetimi ve gönüllülük esasları ortaya konulmadıkça bu bir finansman modeli değil, iyi niyetli bir fikirdir.
Marina için kıyı adı yetmez
“Vizyon 2040” kapsamında Gemlik, Mudanya-Güzelyalı ve Karacabey kıyılarını içine alan Güney Marmara Marina Projesi de açıklandı.
Bursa’nın deniz turizmi ve kıyı ekonomisinden yeterince yararlanamadığı doğru. Marinalar turizme, yeme-içmeye, konaklamaya ve ticarete katkı sağlayabilir.
Fakat Gemlik, Güzelyalı ve Karacabey’i yan yana yazmak bir kıyı vizyonu sunabilir; tek başına marina projesi sayılmaz.
Marinalar tam olarak nereye yapılacak? Kapasiteleri ne olacak? Deniz ve kıyı yapısı uygun mu? Çevresel etkiler incelendi mi? Yatırımı ve işletmeyi kim üstlenecek? Finansman nasıl sağlanacak? İlgili bakanlıklar ve belediyelerle bir ön çalışma yapıldı mı?
BTSO bu projelerde talebi örgütleyen ve kurumları buluşturan bir rol üstlenebilir.
Ancak tek başına yer belirleyemez, kıyı planını onaylayamaz ve marina kuramaz.
Fikir açıklanmış; fakat onu hayata geçirecek yer seçimi, fizibilite, bütçe ve izin takvimi ortaya konulmamış.
Bu eksik yalnızca marina için geçerli değil.
KOBİ OSB’lerden ticaret bölgelerine kadar açıklanan büyük projelerin nerede, ne zaman, hangi bütçeyle ve hangi kurumların yetkisinde yapılacağını da bilmemiz gerekiyor.
Matlı’dan beklenen beş belge
Bütün bunlardan “Vizyon 2040 tamamen boş bir programdır” sonucu çıkar mı?
Çıkmaz.
Programda Bursa’nın gerçek ihtiyaçlarına dokunan başlıklar var:
Şeffaflık, bağımsız denetim, KOBİ’lerin teknolojiye ulaşması, sanayi sitelerinin deprem ve yangın güvenliği, üyelerin finansmana ve pazara erişimi, sonuçların ölçülmesi…
Bunların her biri tartışılmaya değer.
Özer Matlı da tecrübesi ve iş dünyasındaki karşılığı nedeniyle ciddiye alınması gereken bir aday.
Bu yazının amacı Matlı’yı küçümsemek veya projelerini daha başlamadan değersiz ilan etmek değil.
Fakat ciddi aday, ciddi vaat ve ciddi bütçe beraberinde ciddi sorular getirir.
Matlı kendi ölçüsünü koydu:
İhtiyaç, fizibilite, finansman, yetki ve takvim…
Bu yüzden, kamuoyuna açıklanan programın yanına beş somut belge daha koymasını beklemek hakkımız:
KOBİ OSB’ler, ticaret bölgeleri, küçük sanayi siteleri ve marinalar için yer seçimlerini ve planlama durumunu gösteren harita.
Projelerin yaklaşık maliyetlerini, finansman kaynaklarını ve BTSO bütçesine düşecek yükü gösteren mali tablo.
Hangi kurumun neyi onaylayacağını, yatırımı ve işletmeyi kimin üstleneceğini gösteren görev dağılımı.
Özellikle büyük fiziki yatırımların 2026-2030 döneminde hangi aşamaya ulaşacağını gösteren proje bazlı uygulama takvimi.
Kitapçıkta sıralanan göstergelerin başlangıç değerlerini, dört yıllık hedeflerini, veri kaynaklarını, açıklanma sıklığını ve bağımsız denetim yöntemini gösteren sonuç tablosu.
Bunlar açıklandığında Vizyon 2040’ı çok daha sağlıklı tartışabiliriz.
Hangi projenin gerçekçi, hangisinin öncelikli, hangisinin BTSO’nun yetkisinde ve hangisinin yalnızca uzun vadeli bir temenni olduğunu görebiliriz.
Matlı, “Plan, sahada karşılığı olduğunda değerlidir” diyor.
Doğru söylüyor.
Sahayı da hesabı da görelim.
Vizyon büyük.
Bursa’nın beklentisi de büyük.
Bu iddianın hesabı da açık olmalı.
Yapıldıysa Bursa iş dünyasının önüne konulmalı.
















