Yüksel Baysal…
Gazeteci.
Yani öyle yazıyor kartvizitinde.
Biz de öyle kabul ediyoruz, hâlâ.
Yanlış anlaşılmasın, meslektaşız.
Ama bu, “kalemi eline alan herkes gazetecidir” kuralına kurban gitmesin diye yazıyorum.
Geçmişte de yapmıştı…
Mehmet Tunçak hakkında “İnegöllülere ‘orta zekâlı’ dedi” diye yazmıştı.
Aradım, sordum.
Mehmet Tunçak dedi ki:
“Hayır, öyle bir şey demedim. Yalnızca bir örnek verdim, Yüksel Bey yanlış anlamış.”
Yani Tunçak dememiş.
Yüksel, anlamamış.
Dolayısıyla yanlış yazmış.
Sonra ne mi oldu?
“Yanlış anlamışım” demedi.
Yazının o kısmını sessizce çıkardı.
Böylece kamuoyu bir günlüğüne de olsa İnegöl’ün zekâ seviyesiyle meşgul oldu.
Sayesinde…
***
Şimdi de yeni bir performansla karşımızda.
Bir dönem Uludağ Sözlük ve Enbursa ile medya patronluğu yapan,
Bir ara Bursaspor Asbaşkanı olan müteahhit Emin Adanur’un sosyal medya açıklamalarıyla Mustafa Bozbey’i hedef alması üzerine AS TV’de çıktı ekranlara.
Anlattı.
Savundu.
Korumaya aldı.
Yetmedi…
Övdü!
Ama öyle bir övdü ki…
Ne övdüğü, ne koruduğu fayda gördü!
Bir yandan Bozbey’i savundu,
Öbür yandan eski Bakan Faruk Çelik’e methiyeler düzdü.
Araya “sağduyu” kattı.
AK Parti İl Başkanı’nı bir yerdi, bir övdü.
Yetmedi, İBB soruşturmalarını “FETÖ yöntemi” ilan etti.
Hâsılı, yargıya dair akıl almaz bir kurgunun içine daldı.
Ve sonuç?
Bozbey artık hedef.
Faruk Çelik artık gölge yargı gibi.
Hani derler ya…
“Karpuz kabuğu denize düştü, yaz geldi.”
İşte o hesap…
Baysal konuştu, gündem yandı.
***
Öyle bir savunmaydı ki,
Bozbey’i koruyayım derken hedef yaptı.
Faruk Çelik’i yüceltmek isterken yargının önünde set olacağını iddia etti.
Bravo!
Belki senaryo yazılmıştı.
Belki replikler önceden verilmişti.
Belki de “şuraya iki cümle sıkıştır da ortam yumuşasın” denmişti.
Olabilir.
Ama filin züccaciye dükkânına girmesi gibiydi sonu…
Bazı insanlar vardır…
Kafasını sallasa gürültü olur.
Cümle kursa karmaşa.
Elini uzatsa yıkım.
Üstelik iletişim fakültesi mezunu bu arkadaşımız.
Bu işin okulunu da okumuş yani.
Ama belli ki mezuniyet bazen sadece duvara asılan bir belge.
Zira iletişim kurayım derken, her seferinde bariyer çekiyor.
Savunayım derken batırıyor.
Öveyim derken harcıyor.
***
Bursa’da adaleti tarif ederken,
Yasaları ve delilleri değil, “sağduyu sahiplerini” referans gösterdi.
Öyle bir sistem anlattı ki…
İddialar ne kadar vahim olursa olsun, Bozbey korunurmuş!
Çünkü Bursa’da sağduyu varmış!
Çünkü Faruk Çelik’in sağduyusu varmış!
Yani…
Faruk Çelik yargının da üstünde bir yerdeymiş!
Bunu da Yüksel Baysal söylüyor.
***
Oysa Mustafa Bozbey’i savunacaksa söyleyeceği şey çok basitti:
“Ben Bozbey hakkındaki iddiaların doğru olmadığını düşünüyorum. Konu adli makamlara iletildi, izleyip görelim.”
Bu kadar.
Faruk Çelik’i niye karıştırıyorsun mevzuya?
Ne alakası var konuyla?
***
Sözün gücü bazen övgüde değil, susmakta gizlidir.
Ama susmayınca…
Savunayım derken, ortalığı ateşe verir.
Yüksel Baysal da bunu yaptı.
Bozbey’e zırh giydireyim dedi, ok attı.
Faruk Çelik’e güven telkin edeyim dedi, O’nu da yargı üzerinde etkili bir aktöre dönüştürdü.
Bunun adı gazetecilik değil.
Bunun adı analiz de değil.
Bu olsa olsa…
“Ustalıkla yapılmış bir acemilik örneği”dir.
***
Bursa’nın adaletiyle alay etti.
Bursa kamuoyunun zekâsıyla da.
Çünkü hâlâ “ben anlatırım, onlar da yer” devrinde sanıyor.
Oysa devir değişti Baysal…
O işler o kadar da kolay değil artık.
Bizi de kendinle birlikte küçük düşüremezsin.
Ve şunu da unutma:
Boş teneke çok ses çıkarır, ama ağırlığı yoktur.
















Baysal beyin 24 haziran 2025 tarihli makalesi
Son yazısınıda okuyun (bozbeye elleyen yanar diyor) baysal bey. Neden yanar niçin yanar? Kim yakar niye yskar? Bunca adli mesele ortada iken bu yanma işi adli makamların veya devletimizin üzerinde bir yskıcı güç müdür? Halkımız kararını verir. Yakma yıkma gibi anarşit duygulara da geçit vermez. Bursaspor sevenleri olası bozbeye dokunma yanma işinde gerekli cevabı verir deyip manipüle etme hareketine düşmez. Yani adalet önünde boyun kıldan incedir baysal bey bunları tam anlayamıyor veya hezeyana tutulmuş bilmeyiz ki bu hezeyanın sebebi nedir?
Yazının her satırında gözümüzün önüne yaşananlar geldi. Gerçekten de savunma maskesiyle Bozbey’i hedef yaptılar.
Gerçekten ‘ustalıkla yapılmış bir acemilik örneği’. Yalnız yazının üslubu kadar akışı da çok başarılı
Boş teneke benzetmesi çok yerinde olmuş. Söz çok, içerik yok! Böyle eleştiriler kamu adına yapılmalı.
Taraf tutmak başka, manipülatif savunma başka. Bu farkı böyle sade ve net anlatabilmek her yazarın harcı değil.
Savunma diye çıkıp ortamı yangın yerine çevirmenin bedelini kamuoyu öder. Yazınız bunu çok güzel anlatmış.
Yüksel Baysal bu yazıyı okuyorsa, oturup kendi yazılarını bir daha gözden geçirmeli. Çünkü en büyük zararı kendine veriyor.
Baysal konuştu, gündem yandı. Gerçekten tam da öyle oldu. Kimse konunun özünü görmüyor, siz net anlatmışsınız.
Böyle yazılar Bursa basını için umut verici. Yalakalıkla gazeteciliğin birbirinden ayrılması şart. Cesaretinize hayran kaldım.
Bozbey’i savunmak başka, Faruk Çelik’i kutsamak başka. İkisinin aynı cümlelerde yer alması skandaldı. Neyse ki bu yazı meseleyi ortaya koymuş.
“Faruk Çelik’i ‘hukukun üstünde’ göstermek hangi akla hizmet? Bu yazı sayesinde resmin tamamını görebildik. Açık, net, cesur bir metin olmuş
“Yazının dili çok keskin ama verdiği mesaj açık: Gazeteci dikkatli olmalı. Kime neyi savunduğuna, nasıl savunduğuna iki kez bakmalı.”
“İyi niyetle yazılmış ama tam bir uyarı niteliğinde. Kalemine sağlık, dürüst gazetecilik hâlâ bir yerlerde nefes alıyor demek ki.”
“Övgüyle yıkım arasında ince bir çizgi vardır… Çok yerinde tespitlerle dolu bir yazı olmuş. Özellikle 'ustalıkla yapılmış acemilik' kısmı harika!”