Değerli Türk Milleti,
15 Temmuz gecesi bu millet tankların altına yattı. Kurşunlara göğsünü siper etti. Ama belli ki birileri hâlâ aynı uykuda…
O geceyi yaşadık, ama ders çıkaramadık!
Yıllar önce bu yapının nasıl sinsice devlete sızdığını, liyakati bir kenara atıp adam kayırarak sınav sorularını çaldığını, kul hakkı yiyerek yükseldiğini yazdık, söyledik, bağırdık. Ve şimdi yine görüyoruz: FETÖ denen karanlık yapı, en kritik noktalarda hâlâ varlığını sürdürüyor.
Geçtiğimiz günlerde yapılan operasyonlarda, öyle isimler çıktı ki ortaya…
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in “emir subayı” dâhil, seçkin birliklerde görevli subaylar…
Bazılarını duysanız, ayağa kalkarsınız. O kadar “milliyetçi” görünüyorlar ki, aklınıza ihanet gelmez.
Ama geldi!
Geldiği gibi de yıktı, sarstı, düşündürdü.
Bu atamaları kim yapıyor? Hangi öneriyle, hangi imzayla geçiyor bu isimler o görevlere?
Yıllardır personel dairelerinde kimlerin görevli olduğunu, bazı kritik sivil bürokratların geçmişini yazdık, söyledik. Şimdi soruyoruz yine: Kim bu adamları seçkin birliklerin içine sızdırıyor?
Bu defa “kırılan kol yen içinde” kalmasın!
Yoksa dokuz yıl geçmiş aradan, hâlâ teğmen, yüzbaşı, albay, jandarma, polis toplayıp duruyorsak…
Hâlâ İHA pilotları, özel harekâtçılar, deniz subayları, kara birlikleri, istihbarat personeli içinde bu yapıdan insanlar çıkıyorsa…
Bir yerlerde çok büyük yanlışlar yapılıyor demektir.
Daha da kötüsü; birileri bu yanlışları bilerek, isteyerek, görmezden gelerek yapıyor olabilir.
Bazı yılanlar hâlâ çalıların altında pusuda bekliyor olabilir.
Ve evet, acı da olsa söylemek gerek:
Bu yapının “siyasi ayağı” hâlâ bir türlü ortaya çıkmadı.
Sanki buhar oldular. Yok oldular. Unutturulmak isteniyor gibiler.
Devletin tüm kurumları kendi içini acilen sorgulamalı.
En küçükten en tepeye kadar herkes elden geçirilmeli.
“Acaba burada da var mı?” sorusu cesaretle sorulmalı.
Varsa da, kulağından tutulup kapının önüne koyulmalı.
Sonra da yargının önüne çıkarılmalı.
Yıllardır yazıyoruz.
Yine yazıyoruz.
Bu yapı NATO’dan bağımsız değildir.
NATO’nun açık-gizli ağları ülkemizin damarlarında dolaşıyor.
Odalarda, birliklerde, STK’larda, akademide, ticarette…
Ve yasal zırhlarla korunuyorlar.
Unutmayın:
Vatana ihanetin gerekçesi olmaz. Bedeli olur!
Türk Milleti sessiz olabilir, sabırlı olabilir.
Ama feraseti derindir.
Sabır da bir yere kadardır.
Bu millet bir kez daha ihanete uğrarsa…
Bu kez sadece sandıkta değil, vicdanında da yargılar.














