Irak’ın kuzeyinde yine o tanıdık acı: Şehit haberleri…
Peş peşe gelen saldırılar. Üç defa drone ile vurulduk. Sonra bir sessizlik. Ardından o kahreden haber: Mağarada şehit olan evlatlarımız.
Resmî açıklama yapıldı. Cümleler kibar, kelimeler yumuşak… Öyle bir dil ki sanki ortada bir kaza var, sanki karşıda bir terör örgütü yok.
Bazı çevrelerde, açıklamanın içeriği “barış süreci zarar görmesin” kaygısıyla yazıldığı yönünde yorumlar yapılıyor.
Ama biz yine de metan gazını konuşalım…
Kimyasal adı: CH4.
Dört hidrojen, bir karbon. Kokusuz. Renksiz. Doğalgazın içinde bulunur.
Ve solunduğunda…
İnsanı sessizce öldürür.
Zehir gibi değil belki ama, nefes aldıkça ciğeri oksijensiz bırakır.
Buna tıpta “asfiksi” deniyor.
Yani soluksuz kalmak.
Yani önce bilinç kaybı, sonra ölüm.
Peki bu mağara nasıl bir yerdi?
Bir değil, birkaç girişi varmış.
Havalandırması varmış.
Daha önce teröristler tarafından sahra hastanesi olarak kullanılmış.
Yani bilinen bir nokta.
İddialar o ki; o bölgedeki terör unsurları yalnız değil.
Sırtları sıvazlanıyor.
Sadece ellerine silah verilmekle kalınmıyor; mühendislik destekleri, teknolojik takviyeler, sığınak mimarisi, kimyasal gazlara karşı önlemler…
Zira bazı uzmanlar, o mağarada askerlerimizin metan gazıyla değil; kasıtlı bir kimyasal müdahaleyle etkisiz hale getirilmiş olabileceği ihtimalini de dillendiriyor.
Bu ciddi bir iddia.
Ama öyle bir çağda yaşıyoruz ki, istihbarat artık gizlenemiyor. Gerçeklerin de açığa çıkmak gibi bir huyu var.
Şehit olan üsteğmenimiz…
Gitmeden önce bir mesaj bırakmış:
“Kızıl Elma’ya yürüyoruz. Geri dönmeyeceğiz. Bizi beklemeyin.”
Ve ardından infaz…
Kimi çevreler, bu mesajın bilinçli bir hedeflemeye dönüşmüş olabileceğini konuşuyor.
Zira Kızıl Elma, Türk milletinin idealidir.
Ve bu mesaj, hedefe yürüyen yiğit bir evladın vasiyetidir.
Peki kim oynuyor bu oyunu?
İddialar, PKK’nın yıllardır sadece bir maşadan ibaret olduğu yönünde.
İpleri tutanlar başka.
ABD, İngiltere, İsrail…
Ve ne tesadüftür ki; Sevr haritasında büyük bir “Kürdistan” hayal eden ne kadar güç varsa, bugün aynı hayali yeniden sahneye sürüyorlar.
Barzanilere bakın.
Talabanilere bakın.
Suriye’deki Kürt yapılanmasına bakın.
Sonuç hep aynı yere çıkıyor:
Büyük, birleşik, Akdeniz’e açılan bir yapı.
İsmi ne olursa olsun, haritada çizilen aynı.
Ve bu projeye inananlar, durmayacaklar.
Ne verirseniz verin, doymayacaklar.
Zira Sevr defteri, onlar için hâlâ kapanmadı.
Buradan Türk milletine bir not bırakmak istiyorum:
Bu topraklarda bir karış geri adım, vatan kaybıdır.
Bir tek delikanlıyı kaybetmek, geleceğin kaybıdır.
Bir mağaraya sıkışan istihbarat, koskoca bir milletin alnına kara yazıdır.
Şehitlerimize rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Ama yetmez.
Bu olayın gereği mutlaka yapılmalı.
İstihbarat kuraldır:
En küçük ihtimal bile dikkatle irdelenir.
Ve eğer bir ihanet varsa, köküyle sökülmelidir.
Çünkü bu millet, Kızıl Elma’ya yürüyen yiğitlerini asla unutmuyor…














