Kıymetli okurlar,
Güç ikiye ayrılır:
Yumuşak güç,
Sert güç.
Bugünkü yazımız sert güç kullanımı üzerine olacak.
Etrafımız toz duman…
Savaş dört bir yanda kol gezerken, “aşk, çiçek, böcek, demokrasi” gibi söylemler kulağa hoş gelir.
İmaj yaratır. Ülkeyi korur gibi görünür.
Ancak bu söylemlerin gerçek olmayan ışıltısı, göz alıcı olduğu kadar yanıltıcı ve tehlikelidir.
Suriye’de olanlara bakın.
Irak’ta yaşananları izleyin.
İsrail’in, Tanrı tarafından kendilerine vadedildiğine inandıkları topraklar bahanesiyle, elimizden alınan Osmanlı coğrafyası her geçen gün daha da küçük parçalara ayrılıyor.
Bu sömürü ve yağma düzeni, emperyalist güçlerin rahatını bozmamak için adım adım devam ettiriliyor.
Suriye’de, Suveyde şehrinde yaşananları dikkatle izleyin.
Her şey sözde “Davut Koridoru” için yapılıyor.
Nasıl olsa ölen İsrailli değil ya… Vur gitsin!
İşte mantıkları böyle işliyor.
Amerikalı bir subay anlatıyor:
“Babam bana derdi ki;
‘Oğlum, çiviyi duvara çakmak istiyorsan,
önce çiviyi yerine koyarsın, sonra çekiçle çakarsın.
Girmeyince tekrar vurursun. Girene kadar vurmaya devam edersin.’”
Bu sözün anlamını, timiyle saldırdığı bir binada öğrenmiş.
Ne kadar direnirse dirensin,
ne kadar zorlanırsa zorlansın,
hedefe ulaşana kadar gücünü kullanmayı bırakmamış.
Vurmaya devam etmiş.
Güzel mantık değil mi?
Amerika’nın ve Batı’nın otunu, çöpünü almaya meraklı olanlar…
Ne dersiniz, bu güç kullanma doktrinini de alıp uygulayalım mı?
Son derece basit.
Uygulanabilir.
Etkili.
Sonuç odaklı.
Ve mantıklı.
Ama unutmayalım:
Gücün varsa, onu mantıklı ve insani amaçlar için kullanmalısın.
Kontrolsüz güç, güç değildir.
Çiçek, böcek, aşk işleri…
Acaba biraz kenara mı bıraksak?
Ne dersiniz?














