Bugün Türkiye’nin dört bir yanında oda ve borsa seçimleri başlıyor. Takvim kasım ayına kadar devam edecek.
İlk bakışta bu seçimler, iş dünyasının kendi içindeki rutin bir yönetim yarışı gibi görülebilir. Ama sonuçları bununla sınırlı kalmayabilir.
Bu seçimler, Türkiye’de yeni bir değişimin başlangıcı olabilir mi?
Bunu konuşurken yalnızca kimin başkan olacağına değil, seçilecek kadroların odaları nasıl yöneteceğine de bakmak gerekiyor.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde bunun önemli bir örneği var.
2001 ekonomik krizinin ardından Türkiye’de siyasi iktidarla birlikte iş dünyasının örgütlenme ve temsil anlayışı da değişti. TOBB’da yönetim değişti. İş dünyasının ekonomi ve siyasetle kurduğu ilişkinin dili de zaman içinde farklılaştı.
Bunların 2002’deki siyasi değişimin doğrudan nedeni olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Ancak ekonomide ve kurumlarda yaşanan değişimlerin, Türkiye’nin genel dönüşümüyle birlikte ilerlediğini de gördük.
Bugün oda ve borsa seçimlerine bakarken o dönemi yeniden hatırlıyoruz.
TESK’te 19 yıllık Bendevi Palandöken dönemi sona erdi.
Şimdi gözler oda ve borsa seçimlerine çevrildi.
Kimin seçileceği kadar, nasıl bir yönetim anlayışının benimseneceği de önemli.
Çünkü artık oda ve borsaların üyelerinin sorunlarını Ankara’ya taşımakla yetinmesi mümkün değil.
Üyenin maliyetini nasıl düşürecek?
Verimliliğini nasıl artıracak?
Finansmana ve teknolojiye erişimini nasıl kolaylaştıracak?
Yeni pazarlara açılmasına, ihracat yapmasına nasıl yardımcı olacak?
Nitelikli iş gücü sorununa nasıl çözüm üretecek?
Odaların üyeleri adına konuşmanın yanında, bu işlerin organizasyonunu da üstlenmesi gerekiyor.
Bir oda; ortak satın alma, lojistik, teknoloji, finansman, eğitim ve yeni pazarlara ulaşma konusunda üyelerini birlikte hareket ettirebiliyorsa onların işini de büyütüyor demektir.
Önümüzdeki seçimlerde yapay zekâ, dijitalleşme, ihracat, teknoloji ve benzeri pek çok kavram duyacağız.
Ama bunlardan söz etmekle değişim olmuyor. Nasıl yapılacağını da anlatmak gerekiyor.
“İhracat” deniyorsa kaç yeni ihracatçı ortaya çıkacak?
“Dijital dönüşüm” deniyorsa kaç işletmenin verimliliği artacak?
“Ortak satın alma” deniyorsa üyenin maliyeti ne kadar düşecek?
Bir projenin değerini, üyenin üretimine ve ticaretine ne kattığına bakarak anlayabiliriz.
Bugün başlayacak seçimleri bu açıdan da değerlendirmek gerekiyor.
Yeni seçilecek kadrolar, odaların ve borsaların çalışma biçimini değiştirebilir. Üyelerinin üretimini artırmasına, ticaretini geliştirmesine daha fazla katkı sağlayabilir.
Bunu başarabilirlerse odalarda başlayan değişimin etkisini daha geniş bir alanda görebiliriz.
Belki de Türkiye’de değişimin işaretlerini ararken yalnızca Ankara’ya bakmamak gerekiyor. İş dünyasının örgütleri, siyasetin şekillenmesinde de etkili olabiliyor.
Bazen değişim önce ekonominin tabanında, bu örgütlerde kendisini gösteriyor.
Peki, bu seçimlerden böyle bir sonuç çıkar mı?
Bunu sandık günü öğrenemeyeceğiz. Seçilenlerin görev başında ne yaptığına bakacağız.
Çünkü seçimi kazanmakla iş bitmiyor.















