Z. Seven RAZGIRAT

Z. Seven RAZGIRAT

Sevence

Şiddeti Övmek

26 Ocak 2020 - 12:23

Sinema sanat mıdır, sanat değil midir tartışmaları süredursun, şahsen ben tüm sanat dalları içinde en sevdiğim dalın sinema olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Hiçbir baskı altında kalmadan göze, kulağa, beyne ve ruha hitap eden, seni sarıp sarmalayan ve zaman zaman bambaşka dünyalara, fikirlere doğru yönelmene sebep olan muazzam bir dünya. O kadar ki; kimi filmler muhteşem lezzette bir yemek yemişsiniz gibi damakta tat bırakırken, bazılarının kokusunu burnunuzda hissedebilirsiniz. Bu nedenle konusu ve tarzı ne olursa olsun üzerine emek verilmiş her filmi olabildiğince izlemeye çalışırım. Kimi filmleri ise sayısını hatırlamadığım kadar çok adette izlemişliğim vardır.
Sinemaya olan tutkumla ilgili böyle bir giriş yaptıktan sonra; uzun zamandır izlediğim en iyi oyunculuklardan biri ile taçlandırılmış olmasıyla ruhuma çok iyi gelen yeni bir filmin bana düşündürdükleri ile zihnimde bir kapı aralandı. Filmin akış renkleri ve müziklerle hislerin uyumu gerçekten beğenimi kazandı. O yüzden filmin çekimiyle ilgili herhangi bir olumsuz şey söylemem zor. Ancak devamında konuyu ve akışı tekrar düşünürken yıllardır artarak işlenen bir durum net olarak önüme çıktı: “Şiddete Övgü”
Filmimiz “Joker”. İzleyenler ya da izlemeyenler için anlatmak istediklerimin daha anlaşılır olması amacıyla filmden bağımsız olarak yorum yapacağım. Çünkü filmin bana düşündürdükleri ile zaten şiddetin çözüm olduğu olgusunun uzun süredir çok ince bir şekilde beynimize işlendiğini görmüş oldum.
Yoğun olarak izlenen diziler, filmler; okunan kitaplar ve hatta dinlenen şarkılarda giderek artan oranda mağduriyet ve haksızlıkların ancak şiddet eylemleri ile giderilebileceği şeklindeki bir yaklaşım hakim kılınmış durumda. Özellikle insanların çok büyük oranda intikam odaklı konularda kendi kendilerini yapay bir şekilde iç huzuruna kavuşmuş gibi hissettiklerini görüyoruz. Oysa şiddet kullanılarak alınan intikamların insanın içini ne kadar karattığı ve onu insan olmaktan uzaklaştırdığı gerçeği net olarak önümüzde duruyorken…
Hepimiz adım adım karşı karşıya kaldığımız haksızlıklara, yaşadığımız olası psikolojik ya da fiziksel şiddet olaylarına ya da karşımızdaki aşamadığımız bizi mağdur eden güçlere karşı ancak ve ancak şiddet kullanarak çözüm bulabileceğimize inanmaya başlıyoruz. Üstelik bu durumda kalan kişinin uyguladığı şiddeti de o kişinin hakkı olarak görüyoruz. Bunları hissederek dönüştüğümüz şeyin farkında mıyız acaba?
Friedrich Nietzsche’nin dediği gibi: “Kişi canavarlarla kavga ederken dikkatli olmalıdır. Çünkü kendisi de bir canavar olacaktır.”
Bu durumu ateşlenen bir silahın geri tepmesine benzetebiliriz. Geri tepme, bir fişeğin namluda patlaması sonucu merminin ve hâsıl olan gazların ileriye doğru hareketinin sonucunda, tepki gücüne göre elde olunan, merminin ileriye doğru hareketini dengeleyen ve geriye doğru olan itme olarak nitelendirilir. Tüm ateşli silahlarda yaşanan bir durum… Şiddetin de aynı silahlar gibi geri tepme özelliği olduğu hiç unutulmamalı ama bu kadar övüldüğü bir devirde bu durumunda bir miktar göz ardı edildiği ve hatta önemsenmediği bir gerçek.
İnsan elde etmek istediği her şey için şiddet kullanabilir. Şiddet kullanarak, korku vererek hâkimiyet sağlanabilir; şiddet kullanarak zoraki sevgi ve saygı oluşturabilir; şiddet kullanarak kendini güçlü ve özgür hissedebilir… Peki, şiddet ile elde edilen tüm bu kazanımlar ne kadar kalıcıdır? Şiddet ile canavarlaşan insanın kurduğu korku hâkimiyetinin ömrü, insanların kaybedecek bir şeylerinin kalmadığını gördükleri anda sona erer. Şiddet ile üstünlük sağlayan ve şiddeti öven kişilerde içten içe zayıflık hali bulunduğu düşünülebilir. Belki de korkuyu salan kişinin bu yola başvurmasının ana nedeni aslında kendisinin çok korkuyor olmasıdır.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum