Değerli kardeşlerim, kıymetli okurlarım…
Kıyametin ortasından hepinize selam olsun.
İran–Amerika savaşı başladı. Hepimiz durumu saniye saniye izliyoruz.
Sizlere her zaman tarihin öneminden ve günümüze etkilerinden sıkça bahsederim, biliyorsunuz. Geçmiş yazılarımda “vekil güçlerin sahada iş yapma devrinin kapandığından ve asıl güçlerin sahaya ineceğinden” bahsetmiştim.
Amerika’nın istediği olmadığında, kovboy mantığı gereği altı patları çekeceğini iddia etmiştim.
Hepiniz bilirsiniz, merhum Erbakan Hoca:
“Bir gün İran ve Suriye saldırıya uğrarsa hedef Türkiye’dir.” demişti.
Suriye saldırıya uğradı, defettik. Ancak Amerika’nın Suriye topraklarındaki üslerini boşaltması, sahayı rahatça bombardıman altına almak için olabilir.
İran’a ise neler yaşatıldığını hep birlikte görüyoruz.
İran lider kadrosu, diplomasiyi kullanılamaz hâle getiren rezil bir saldırıyla yok edildi. Tam bir İsrail işi saldırı tekniği kullanıldı.
İran şehirleri en vahşi halı bombardımanı teknikleri kullanılarak yerle bir ediliyor. Hastaneler, spor tesisleri, sivil alanlar…
Gelen görüntüler inanılmaz.
Bu sabah başkan ve adamları Beyaz Saray’dan görüntü verdiler. Kral… affedersiniz, Başkan Trump, başkanlık makamından adeta bir tarikat ayini yayınladı. Muhtemelen yakında kendisini “beklenen Mesih” ilan edecek. Gelen ritüel görüntüler bunu gösteriyor.
Amerika, Türkiye’ye, Pakistan’a ve dünya halklarına diyor ki:
“Kral benim. Ya itaat ya ölüm.”
Bazılarınızın “Yine saçmaladın” dediğini duyar gibi oldum.
Yıl 1948.
İsrail’in kurucusu Ben Gurion şöyle diyor:
“İki temel hedefimiz var.
Biri İran, diğeri Türkiye.”
Bu söz tarihin tozlu sayfalarında duruyor.
Üzerine söz söylemeye gerek var mı?
Hedef belli…
Sen çiçek, böcek, aşk, meşk, diplomasi ve kardeşlik çalışmaları yap.
Batı’ya, Amerika’ya, İsrail’e aşk mektupları gönder.
Bir anlamı var mı?
Hedeftesin. Ona göre konumlan.
















