Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri yaklaştıkça yarış da hareketleniyor.
Adaylar sahaya çıkıyor, üyelerle buluşuyor ve kendilerini anlatıyor.
BTSO Başkan Adayı Özer Matlı da seçim çalışmalarını yürüteceği “Birlikte Çalışma Merkezi”ni açtı.
Matlı, buraya “seçim ofisi” demediklerini özellikle vurguladı.
Açıkçası neden böyle bir ayrım yapma ihtiyacı duyduğunu anlamak güç.
Çünkü tabelaya ne yazarsanız yazın, burası sonuçta seçim çalışmalarının yürütüleceği bir ofis.
Bunda da yadırganacak bir taraf yok.
Seçime giren adayın ofisi de olur, ekibi de…
O hâlde insan ister istemez soruyor:
“Seçim ofisi” demekten neden özellikle kaçınılıyor?
Adını “Birlikte Çalışma Merkezi” koymak, buranın seçim çalışmalarındaki işlevini değiştirmiyor.
Asıl bakılması gereken tabelada ne yazdığı değil, o ofisten Bursa iş dünyası adına hangi projelerin çıkacağıdır.
Matlı’nın konuşmasının merkezinde adalet, şeffaflık, üyeyle temas ve birlikte yönetim vardı.
BTSO’nun 60 bin üyesini yeniden odanın gerçek sahibi yapacaklarını, 70 meslek komitesine hedef, yetki ve çalışma bütçesi vereceklerini söyledi.
İyi de komitelere hangi yetkiler verilecek?
Bütçe hangi kaynaktan ve hangi ölçütlere göre dağıtılacak?
Komitelerin aldığı kararların uygulanması nasıl sağlanacak?
Bunlar açıklanmadığında “komiteleri güçlendireceğiz” sözü, somut bir yönetim modeline dönüşemiyor; seçim vaadi olarak kalıyor.
Bir de konuşmanın kendi içinde dikkat çeken bir ölçü farkı var.
Matlı, mevcut yönetimi üyeden uzaklaşmakla ve yönetimi bir kişinin etrafında toplamakla eleştirdi; belirli çevrelerin öne çıkarıldığı imasında bulundu. Hemen ardından kendi şirketlerinin, markalarının ve çalışanlarının sayısını anlatarak icra gücünü göstermeye çalıştı.
Büyük bir iş yapısını yönetmek elbette önemli bir tecrübedir.
Ancak aynı ölçü iki aday için farklı çalışmamalı.
Burkay’ın BTSO üyelerinin üretim ve pazar gücünü büyütmeye yönelik projeleri “üyeden uzaklaşma” eleştirisinin gölgesinde bırakılırken Matlı’nın kendi şirketlerinin büyüklüğü yeterlilik göstergesi olarak sunuluyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Büyüklük bir tarafta mesafenin, diğer tarafta yeterliliğin ölçüsü olabilir mi?
Küçük işletmeye ne kadar yakın olduğunuzu kendi cironuz değil, onun sorunlarına ürettiğiniz çözümler gösterir. Bu nedenle Matlı’nın Bursa Ticaret Borsası’nda KOBİ’ler ve küçük işletmeler adına neler yaptığını anlatması beklenirdi.
Matlı, Borsa’da “büyük projelere imza attıklarını” söyledi. Ancak bu projelerden birini bile adıyla, kapsamıyla ve ortaya çıkardığı sonuçla açıklamadı.
“Büyük projelere imza attık” diyen bir adayın, ne yaptığını ve bunun ne sonuç verdiğini somut biçimde ortaya koymasını beklerdim.
Konuşmada somutlaştırılmayı bekleyen yalnızca projeler değildi; mevcut yönetime yönelik iddialar da aynı durumdaydı.
Nasıl mı?
Matlı, “Bu süreçte bazı üyelerimizin bir selamın, bir ziyaretin, hatta bir fotoğrafın bile yanlış anlaşılmasından çekindiğini duyuyoruz” dedi. Ardından üyelerin sözleri, tercihleri veya destekleri nedeniyle tedirgin olmaması gerektiğini söyledi.
Bu sözler, BTSO üyelerinin tercihleri nedeniyle baskı altında kaldığı ya da böyle bir kaygı taşıdığı izlenimini doğuruyor.
Böylesine ciddi bir izlenim oluşturuluyorsa hangi olayların bu kaygıya yol açtığı açıklanmalıdır. Gerçekten yaşanmış olaylar varsa, kişileri ifşa etmeden bunların çerçevesi somut biçimde ortaya konulabilir.
Ama Matlı bunu yapmadı.
Bu, konuşmadaki tek ima da değildi.
Matlı, seçim çalışmalarını “BTSO’nun tek kuruşunu kullanmadan” yürüttüklerini söyledi.
Bu söz doğrudan mevcut yönetimin oda kaynaklarını kullandığı anlamına gelmiyor. Ancak söylendiği bağlam itibarıyla zihinlerde böyle bir kuşku oluşturuyor.
Eğer anlatılmak istenen buysa hangi kaynağın, hangi seçim çalışmasında kullanıldığı açıklanmalıdır. Böyle bir iddia yoksa bu vurgunun neden yapıldığı belirsiz kalıyor.
“Tek adamlık değil, birlikte yönetim” sözü için de aynı ölçü geçerli.
BTSO’da kurullar devre dışı bırakılarak alınmış kararlar varsa bunların hangileri olduğu gösterilmelidir. Aksi hâlde bu eleştiri de dayanağı ortaya konulmamış bir iddia olarak kalır.
Matlı’nın bir başka iddiası ise gazetecilerin BTSO etkinliklerinde soru soramadığı yönündeydi.
Bu iddiayı kendi gazetecilik tecrübemle bağdaştıramıyorum.
İbrahim Burkay’ın da katıldığı birçok BTSO toplantısında bulundum. Aklımdaki soruları, eleştirel olanlar dâhil, açıkça sordum. Soru yöneltmemin engellendiği bir durumla karşılaşmadım.
Elbette verilen bir cevabın yeterli bulunup bulunmaması ayrı bir tartışmadır. Ancak gazetecilerin soru soramadığı yönündeki genel ifade, benim sahadaki gözlemlerimle örtüşmüyor.
Benim bulunmadığım bir toplantıda aksi yönde bir olay yaşandıysa hangi toplantıda hangi sorunun yöneltilemediği açıklanmalıdır.
Seçim sürecinde eleştiri yapılması doğaldır.
Ancak muhatabı, örneği ve dayanağı açıklanmayan ithamlar konuyu aydınlatmaz; yalnızca zihinlerde soru işareti bırakır.
Bursa iş dünyasının ihtiyacı ise havada kalan imalar değil, somut bilgiye ve sağlıklı bir tartışma ortamına dayanan bir seçim sürecidir.
Ancak seçim, yalnızca mevcut yönetimi eleştirerek kazanılmaz.
Ortaya daha güçlü ve uygulanabilir bir seçenek koymak gerekir.
Matlı, Bursa’nın büyük bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Fakat sanayicinin finansmana erişiminden yüksek maliyetlere, ihracat pazarlarındaki daralmadan yeşil dönüşüme, nitelikli çalışan sorunundan üretim ve lojistik alanlarına kadar hangi konuda ne yapacağını henüz açıklamadı.
“Dünya değişiyor, Bursa da değişmeli” demek kolay.
Önemli olan, Bursa’nın hangi projelerle dönüştürüleceğini anlatmak.
Matlı, dönüşüm planını yakında düzenleyeceği basın toplantısında açıklayacağını, eylül ayında da geniş katılımlı bir buluşma yapacağını söylüyor.
Oysa seçim artık uzakta değil.
Matlı aylardır sahadaysa, sektörleri dinlediyse ve hazırladığını söylediği güçlü bir dönüşüm planı varsa bunun ana başlıklarını şimdiye kadar açıklaması gerekmez miydi?
Bence gerekirdi.
Neden mi?
Çünkü proje, seçim öncesinde saklanacak bir sürpriz değildir.
Açıklanır, tartışılır, geliştirilir ve üyelerin değerlendirmesine sunulur.
Karşılaştırma da işte tam burada başlıyor.
İbrahim Burkay yalnızca gelecek zamandan konuşmuyor.
Arkasında TEKNOSAB, GUHEM, BUTEKOM, Model Fabrika, Bursa Business School, BUTGEM ve MESYEB gibi hayata geçirilmiş projeler bulunuyor.
Şimdi de 2030 Vizyonu kapsamında KOBİ OSB, Organize Ticaret Bölgeleri, Gıda OSB, Data Center, Defence Hub ve TEKNOSAB Teknopark gibi yeni dönem projelerini iş dünyasının önüne koyuyor.
Üstelik yalnızca proje isimlerini sıralamıyor.
KOBİ OSB’de üretim alanlarının büyüklüğünü, ödeme seçeneklerini ve teslimat takvimini açıklıyor. Yazılım Vadisi’nde başvuru ve programa kabul edilen öğrenci sayılarını veriyor. GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Lisesi’nin eğitimi modelini, kapasitesini ve sunacağı imkânları anlatıyor.
Önce ihtiyaç belirleniyor.
Ardından proje ortaya konuluyor.
Finansman modeli ve takvim açıklanıyor.
Aradaki fark da burada belirginleşiyor.
Bir tarafta “güçlendireceğiz”, “dönüştüreceğiz” ve “birlikte yöneteceğiz” deniliyor.
Diğer tarafta proje isimleri, rakamlar, ödeme seçenekleri ve teslim tarihleri açıklanıyor.
Katılımcı profili de ayrıca dikkat çekiyor.
Matlı’nın açılışı kalabalıktı. KOBİ’ler, meslek komitesi temsilcileri ve çalışma ekibi belirgin biçimde görünürken Bursa sanayisinin önde gelen isimlerinin katılımı daha sınırlı kaldı.
Burkay’ın seçim sürecindeki ilk geniş katılımlı buluşmasında ise Bursa’nın önde gelen sanayicileri görünür biçimde yer aldı. Ardından TEKNOSAB KOBİ OSB lansmanında yaklaşık 3 bin kişi Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’ni doldurdu; yoğunluk salonun dışına taştı.
Elbette kalabalık tek başına sandığın sonucunu göstermez.
Ancak ortaya konulan projenin iş dünyasında nasıl bir karşılık bulduğuna ilişkin fikir verir.
Bugün BTSO üyelerinin önünde iki farklı dosya bulunuyor.
Birinde dayanakları henüz ortaya konulmamış iddialar ve daha sonra duyurulacağı söylenen bir dönüşüm planı var.
Diğerinde hayata geçirilmiş çalışmalar, açıklanmış yeni projeler, finansman modelleri ve takvimler bulunuyor.
Matlı seçim ofisini açtı.
Şimdi proje dosyasını açması gerekiyor.
Çünkü sanayici sloganın sesine değil projenin hesabına, tüccar da kendisine açılacak pazara bakar.

















İBRAHİM BEY BURKAY BİLE KENDİ SÖYLEDİKLERİ NE İNANMIYOR, SİZİN GİBİ MUDAKKİK BİR GAZETECİ NASIL İNANDI, ANLAMADIM