Çocukken büyümek dediğimiz şeyin ölçüsü ayaklarımızdı.
“Kaç numara giyiyorsun?” sorusu, yaşımızı soran kadar çok duyduğumuz bir soruydu.
Ve çoğu zaman yaşımızın birkaç adım önünde giderdi ayakkabı numaramız.
On yaşında olup 36 numara ayakkabı giymek, kimseyi şaşırtmazdı.
Çünkü çocuk bedeninin aceleci büyümesi, her şeyin önüne geçerdi.
Ama sonra bir gün geliyor…
Takvim sayıları hızla ilerlerken, ayakkabı numaramız geride kalıyor.
Yaşımız ayakkabı numaramızı geçtiğinde anlıyoruz ki, artık mesele büyümek değil.
Artık bedenimiz, ruhumuzdan hızlı yaşlanmaya başlıyor.
Sağlığın sessiz işaretleri
İlk başta hafif uyarılar gibi gelir.
Metabolizma yavaşlar, kilo almak kolaylaşır.
Gözler “artık büyüteç lazım” demeye başlar.
Kaslar ve eklemler, yılların yükünü fısıldar.
Uykular kısalır, yorgunluk uzar.
En önemlisi de, vücut sanki garanti süresi bitmiş bir cihaz gibi küçük küçük arızalar göstermeye başlar.
İnsan ister istemez sorar:
“Ben mi yaşlandım, yoksa sistem mi güncelleme istiyor?”
Ama her şey bitmiş değil
Yaşımız ayakkabı numaramızı geçtiğinde, sadece hastalıklar başlamaz.
Bilgelik de devreye girer.
Gençken sabırsızca verdiğimiz kararların sonuçlarını görüp, sabrı öğreniriz.
Küçük sağlık sorunları bize büyük önlemler almayı hatırlatır.
Ve bir gün fark ederiz:
Değerli olan marka ayakkabılar değil, sağlıklı adımlardır.
Olgunluğun hediyesi
Evet, yaş ilerledikçe bazı şeyler değişiyor.
Ama bu bir bitiş değil; bilinçle, dikkatle ve tecrübeyle yürünecek yeni bir yolun işaretidir.
Ayakkabı numaramız büyümeyi temsil ederdi.
Yaşımız ise olgunluğu temsil ediyor.
Ve olgunluk…
Gençliğin hiç sahip olamadığı en değerli armağan.
















