Bir sabah uyanıyorsunuz…
Sosyal medya kaynıyor.
Öfke hazır, hedef belli.
Bu kez sıradaki isim İlham Aliyev.
Suçu büyük:
Gazze’ye asker göndermemek.
Daha doğrusu…
Aslında onu bile dememek.
Sadece şunu söylemek:
“Azerbaycan sınırları dışında çatışmalı görevlere katılım öngörülmüyor.”
Ama sosyal medya tercümesi bambaşka:
“Gitmiyoruz.”
“Umurumuzda değil.”
“Filistin’e sırt döndük.”
Bu ülkede en hızlı çalışan sektör:
Bağlamdan koparma sanayii.
Asker Göndermek, Klavye Tuşuna Basmak Değildir
Devlet yönetmek, sosyal medya hesabı yönetmeye benzemez.
Asker sevk etmek, tweet atmak gibi bir şey hiç değildir.
Aliyev’in işaret ettiği tablo aslında çok net:
Ortada görev tanımı yok.
Komuta zinciri belirsiz.
Asker kime bağlı, hangi hukukla hareket edecek belli değil.
Risk var, yetki yok.
“Plan” deniyor ama yazılı ve bağlayıcı bir çerçeve yok.
Bu şartlarda asker göndermek dış politika değildir.
Bu, askerî kumardır.
Ve hiçbir egemen devlet, hele ki iki Karabağ savaşından yeni çıkmış, on binlerce şehit vermiş bir ülke, askerinin canını böyle bir belirsizliğe teslim etmez.
Bu bir Filistin karşıtlığı değil.
Bu, Azerbaycan askerini siyasi sisin içine sokmama iradesidir.
“Kimse Bizi Savunmadı” Cümlesi Neden Bu Kadar Batıyor?
Asıl kıyamet şu cümlede koptu:
“Kimse bizi savunmadı. Filistin de bizi pek savunmadı.”
Bu bir hakaret değil.
Bu, soğuk ama doğru bir tarih notudur.
Azerbaycan toprakları 30 yıl işgal altındayken…
Hocalı’da çocuklar katledilirken…
Uluslararası kamuoyu susarken…
İslam dünyasının büyük bölümü seyirciyken…
Bugün klavye başında ahlâk nutku atanların çoğu, o gün tek bir cümle kurmadı.
Gerçek söylenince rahatsızlık başladı.
Çünkü hafıza, bazen vicdandan daha ağır gelir.
Kimse Şunu Sormak İstemiyor: Neden Azerbaycan?
Aliyev’in sorduğu ama özellikle duyulmak istenmeyen soru şu:
“Daha zengin, daha nüfuzlu, her iki tarafla da doğrudan ilişkisi olan Arap devletleri varken neden Azerbaycan?”
Neden Pakistan?
Neden Endonezya?
Neden coğrafi olarak uzak, askerî ve siyasi riski yüksek ülkeler?
Bu soru son derece meşrudur.
Ve cevap da “insani hassasiyet” değildir.
Bu tablo daha çok jeopolitik mühendislik kokmaktadır.
Azerbaycan’ın Filistin Karnesi Neden Görmezden Geliniyor?
Sosyal medyada bağırılmayan ama devlet arşivlerinde duran gerçekler var:
Azerbaycan, Filistin’i 1992’de tanıdı.
Gazze’ye milyonlarca dolar yardım yaptı.
BM, İİT ve Bağlantısızlar Hareketi’nde Filistin lehine net tutum aldı.
Bakü’deki Filistin Büyükelçiliği Azerbaycan’ın mali desteğiyle faaliyet gösteriyor.
Filistinli öğrenciler Azerbaycan’da eğitim aldı.
Bunlar klavye aktivizmi değil.
Bunlar sessiz ama gerçek devlet politikalarıdır.
Devletler bağırmaz.
Devletler yapar.
Asıl Tehlike: Kardeşliği Zehirleme Çabası
Bir de sinsice dolaşıma sokulan bir cümle var:
“Bugün Gazze’ye gitmeyen Azerbaycan, yarın Türkiye’ye de gelmez.”
Bu cümle yanlıştır.
Kasıtlıdır.
Ve tehlikelidir.
Türkiye–Azerbaycan ilişkisi tweetlerle kurulmadı.
O ilişki kanla, bedelle, ortak kaderle kuruldu.
“Bir millet, iki devlet” anlayışı sosyal medya yorumlarıyla yıkılmaz.
Ama bilerek zehirlenmek istenir.
Velhasıl
Filistin’e üzülmek insani bir reflekstir.
Ama bu üzüntüyü, başka bir milletin askerini belirsiz bir çatışmaya sürme çağrısına dönüştürmek ahlâk değildir.
Ve şu soru her zaman masada durur:
Azerbaycan işgal altındayken neredeydiniz?
Klavye başında kınama dışında ne yaptınız?
Bu soruya samimi cevabı olmayanlar için bu tartışma ne Filistin’le ilgilidir ne insanlıkla.
Bu, kardeşlik üzerinden siyaset devşirme çabasıdır.
Devletler duygularla değil, akıl ve sorumlulukla yönetilir.
Aliyev’in yaptığı da tam olarak budur.
















