İzmir’de direksiyon başına geçmek zor.
Ama asıl mesele bu değil.
İzmir’de yürümek daha zor.
Çünkü bu şehirde bazen arabanın da yeri yok, insanın da.
Kaldırım var deniyor, yürüyemiyorsun.
Yol var deniyor, geçemiyorsun.
Otopark var deniyor, ulaşamıyorsun.
Sonra herkes bir başkasının alanına taşıyor.
İstemeden…
Mecburiyetten…
Burada önce şunu söyleyelim:
Bu mesele ne sadece sürücünün sorunu,
ne sadece yayanın,
ne de sadece belediyenin.
Bu mesele şehirle insan arasındaki bağın zayıflaması meselesi.
Önce birbirimizi anlamayı öğrenmeliyiz
Kimse keyfinden kaldırıma park etmiyor.
Kimse keyfinden yaya geçidini umursamıyor.
Ama herkes biraz aceleci, biraz yorgun, biraz da “bana ne” hâlinde.
Oysa şehir dediğin yer,
sadece betonun değil,
sadece asfaltın değil,
birlikte yaşama kültürünün mekânıdır.
Yaya geçidinde duran bir sürücü trafikten bir dakika kaybetmez,
ama bir insana güven kazandırır.
Kaldırımda yürüyen yayaya yol açmak,
kimseyi küçültmez.
İzmir’in –aslında Türkiye’nin– en büyük eksiği tam da burada başlıyor:
Empati.
Sorun İzmir’e özgü değil ama İzmir’e yakışmıyor
Hakkını verelim…
Bu tablo sadece İzmir’de yok.
İstanbul’da var.
Ankara’da var.
Bursa’da, Antalya’da, Adana’da var.
Ama İzmir başka bir şehir.
Rahatlığıyla, ferahlığıyla, insan ölçeğiyle anılan bir şehir.
Bugün ise İzmir’de;
akşam eve dönerken park yeri arayan sürücü sinirli,
kaldırımda yürürken yol arayan yaya tedirgin.
Bu, İzmir’e yakışmıyor.
Planlama masada değil, sokakta yapılır
Asıl mesele burada başlıyor.
Şehirler rakamlarla değil, insanla planlanır.
Yeni yerleşim alanları açılırken;
önce araç sayısı değil,
önce bina yoğunluğu değil,
önce “kaç daire satarız” hesabı değil…
Yaya nereden yürüyecek?
Çocuk nerede güvenle oynayacak?
Engelli bu sokakta nasıl hareket edecek?
Araç nereye park edecek?
Bu sorular sorulmadan yapılan her plan,
ileride ceza yazılarak çözülmeye çalışılan bir krize dönüşür.
Mevcut mahallelerde çözüm revizyondur
Elbette her yeri yıkıp yeniden yapmak mümkün değil.
Ama mümkün olan şey şu:
Doğru revizyon.
Dar kaldırımlar genişletilebilir.
Tek yön uygulamaları yeniden ele alınabilir.
Mahalle içi park cepleri artırılabilir.
Kısa süreli park alanları düzenlenebilir.
Zabıta burada cezacı değil,
önce rehber,
sonra düzenleyici,
en son yaptırım uygulayıcı olmalı.
Önce uyarı,
sonra çözüm,
en son ceza.
Şehir Kimin İçin Var?
Bu yazı kimseyi yerin dibine sokmak için yazılmadı.
Ne yerel yönetimleri,
ne sürücüleri,
ne yayaları…
Bu yazı şunu hatırlatmak için yazıldı:
Şehirler arabalar için değil, insanlar için vardır.
İzmir’in ihtiyacı daha fazla tabela değil,
daha fazla ceza değil,
daha fazla beton hiç değil.
İzmir’in ihtiyacı;
birbirini anlayan insanlar,
insanı merkeze alan planlama
ve gerçekten yaşanabilir sokaklar.
















