Günaydın kardeşim…
İDEF geldi… ama öyle böyle değil, pir geldi!
Ne olduğunu anlayamadan bir şeyler geçti üstümüzden…
Fuarda ne gördüysek, “şunu mu yazalım, bunu mu taşıyalım” diye şaşkına döndük.
Dünyanın ağzı bir karış açık kaldı, hâlâ kapayan olmadı.
Bir yanda stantlar, bir yanda ziyaretçi akını,
Bir yanda da Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci Bey’in “hafif tebessümlü, çok ciddi” açıklamaları…
Dedi ki:
“Savunmak, saldırmaktan daha zordur.
Daha fazla akıl ister, daha fazla teknoloji ister.”
Ee, kolay mı?
Tayfun gibi bir çocuğu sahaya sürüyorsun,
Ama öyle boş beleş bir fırlatma değil bu.
“Engellenmesi zor bir füze,” dedi.
“Durması mümkün değil,” dedi.
“Üzerine bazı… hani… şeyler yerleştirdik,” dedi.
Tabii öyle herkese açıklanmazmış bu “şeyler”.
Ama anlayan anladı.
Bu cümle şu demekti:
“Üzerine elektronik sopayı taktık,
gelenin gideceği varsa da kalacak yeri yok.”
Sadece füze değil yani.
Füzenin içinde küçük küçük sürprizler var.
Tatlı sert uyarılar, kablosuz tokatlar, radar karıştırıcı nazarlıklar…
Ve tabii biz bunları bilsek de anlatmayız,
Devlet açıklamadan ağzımızı açmayız.
Ama bil ki kardeşim…
Tayfun artık füze değil.
Baya bildiğin geçirimli bela!
Yüzde 99…
Evet, yüzde 99 ihtimalle
“İçinizden geçecek!”
Zaten Murat Bey de ince ince söyledi:
“Sahada göstereceğiz… Deneyimleyerek…”
E hani bazıları vardı ya…
İsrail’di, Yunan’dı, Hindistan’dı, Çin’di, Amerika’ydı…
Hani öyle uzaktan melül melül bakanlar…
Bakın şimdi,
Bir cisim yaklaşıyor…
Ama siz hâlâ öylece duruyorsunuz…
Mel mel…
Not: Mel’deki “e” harfini siz onu “a” gibi okuyun da…
Niyetimizi daha iyi anlayın!
















