Değerli Milletim, herhangi bir devletin halkını
"Ne olarak ve Nasıl"
görüp, algıladığını görmek ve anlamak ve idrak etmek için hastanelerde yaşananlara dikkatlice bakmak lazım.
Hastaneler aslında devletin vatandaşa dönük yüzüdür.
Hastaneye kimler gelir?
Sağlık personeli,
Yardımcı personeller,
Hastalar, hasta yakınları ve refaketçileri,
Özel Güvenlik görevlileri,
Kamu güvenliği görevlileri (Jandarma, polis ve istihbaratçılar ),
Trafik polisleri,
Ota park işletmecileri (özellikle bu uygulama Üniversite hastanelerinde var),
Hava ve Kara Ambulans araçları ve bunların görevlileri.
Unuttuklarım varsa affola.
Bunların arasındaki ilişkiler yumağında ne yazık ki en savunmasız durumda olanlar "hasta yakınları ve refaketçileri."
Geçen zamanlar içerisinde yakın ve dostlarının rahatsızlıkları nedeni ile hastaneleri ve otoparklarını sıklıkla ziyaret etmek durumunda kaldım. Burada yaşanan sorunları yakından izleme ve takip fırsatım oldu.
Gazetecilik mesleği icabı, halk bir konuda sıkıntıda ise kaleme sarılmak gerekiyor.
Öncelikle Şehir hastanelerinden başlayalım.
Şehir hastanelerinde telefon ve bilgisayarlı sisteme girmeden, hastaneden sıra numarası almak bir dert ki sormayın.
Saat 06,00'da hastanede olmanız gerekiyor. Sıra numarasını sevine sevine aldınız diyelim.
İş bununla bitmiyor.
Farzedelim ki ilgili doktor on kişilik kontenjan belirledi.
On birinci kişiyseniz veya masalarda görevli kişiler saat 8,00'da sistemi açtı numaranız numaratörde yandı ve orada değilseniz.
İşiniz orada bitiyor.
Öl kardeşim yaklaşımı buz gibi suratınıza çarpıyor.
Doktor beyler ve hanım efendiler 9,30 da muayene haneye giriyor.
Hazırlık, çay derken saat 10,00'ı buluyor.
12,00'da ve bazen biraz daha erken muayene bitiyor.
İse başlama 14,00'ı genellikle buluyor. Mesai bitimi ise 16,00-16,30 arası.
Bu süreler gördüklerimin ortalaması.
Doktor tarafında ve sıra almada ciddi sorunlar var.
Sistem hasta konforuna göre değil çalışanın keyfine ve konforuna göre düzenlenmiş.
Âcil ayrı sıkıntı. Âcilden girdiniz diyelim.
Bir kaç adımdan sonra ilgili kısma gitmek mümkün oluyor.
Orada ki doktorların kafası şöyle çalışıyor; Serum tak, filim çek, normal muayene için sistemden sıra almaya yönlendir.
Sistem sırayı kaç güne veriyor!?
En yakın onbeş gün.
Uzman doktor yok.
Var da hasta bakkmıyor.
Öğrenci doktorların üzerinde yük.
Servise sevk etme, yatırma işlerine girilmiyor.
Mümkün mertebe ilaç yazma gibi bir gaflete de düşmemeye çalışıyor intörn doktorlar.
Gelelim araç-park sorunlarına.
Şehir hastanelerinin kimi üç bin, kimi dört bin araçlık park yerine sahip. Hemen sevinmeyin.
Bu kapalı alan park yeri sayısı.
Her nedense bu park yerleri gece ve gündüz sürekli dolu.
Hatta hafta sonu gittim özellikle doluluk devam ediyor mu diye!?
Ağzına kadar dolu.
İddialara göre o araçlar bazı galericilerinmiş!
İnşallah doğru değildir.
Ama insan işkilleniyor çünkü yüzde seksen beşi de aynı araçlardan oluşan bir doluluk var.
Bu nedenden dolayı park yeri bulamayanlar, trafiği aksatmayacak biçimde uygun yerlere araçlarını bırakıyor.
Açık oto park var, fakat en yakın hastane birimine üç yüz metre, en uzak bir kilometre sağlam mesafe var.
Hasta yaşlıysa, yalnızsa; bu insan o mesafeyi nasıl "Yürüyecek"?!
Bir de güvenlik görevlisi ve trafik polisi baskısı var ki sormayın gitsin.
Diyelim o dört binlik park dolu.
Durum da acil,
ya da değil. Aracı çöpe atacak değilsiniz ya...!
Bir yere park edeceksiniz.
Buldunuz bir yer. Yaradana sığınıp bıraktınız.
Bir iki gün sonra adresinize ya da telefonunuza bir bildirim ZINK diye geliyor.
Şu numaralı ihlâlden 900 lira cezânız var.
Buyrun bakalım!!!
Hastane ceza kesme yerimi?!
Polis kardeşim ve sayın Bakanlık, orada hasta olduğumuz için gittik bu ceza neyin nesi?
Buradan sağlık Bakanımıza bir çağrım var.
Önce hastane oto parkına araç plaka tanıma sistemi
taktırın.
Tanıdıkların ve iddialara göre galericilerin işgalini bitirin.
Varsa galericileri oradan bir atın.
Hastaneler ceza yağdırma yeri değildir.
Oraya gelen bizim
insanımız,
bizim yaralımız,
bizim vatandaşımız!
Gelelim Üniversite hastanelerine.
Orada da sıkıntılar aynı.
İlave olarak, bambaşka sorunlar var.
Oralarda bir de otopark işletmeleri var.
Kantin işletmeleri gibi.
Gelen hastayı kâr, para kazanma kaynağı olarak gören bir kafa yapısı hâkim.
Hadi bu arkadaşlar ne yapıyor bilin bakalım?
Diyelim ki oto parkı ağzına kadar dolu yer yok.
Birisi de geldi. Yolun kenarına bıraktı aracını.
"Bittiğin dakika o an işte."
Adam arıyor trafik memurunu.
Aracın ya çekiliyor.
Ya da ceza.
Yahu biz ne zaman bu hâle geldik? İnsanî değerlerimiz kökten mi yok oldu?
O insanlar hasta ya da yakını.
Canı yanıyor canı!
Allah aşkına trafik memurlarını hastanelerden uzak tutsun birisi.
Hastaneler canınla uğraşırken ceza yeme yeri olmamalı.
Yine bu üniversite hastanelerinin çoğunda,
özellikle hareket kısıtı olan, meselâ ortopedi bölümünde; hastaların yatak yerlerinde perde filan yok.
Odada tuvalet de yok. Banyo da yok.
Hareket edemeyen hastaların ve refaketçilerin,
özellikle bayan olanların ne türden sıkıntılar çektiğini bizzat gözlerimle gördüm.
Ayıp yahu! Milleti oraya yatırıp, kıyamet gibi para kazanıyorsunuz, fakat dört hastayı "perde kullanarak" ayırmadan, mahremiyeti sağlamaktan uzak bir kafa yapınız var.
Kısaca sağlık da ve işin trafik düzenlemeleri kısmında ve hastane yönetiminde; benim gördüğüm kadarı ile daha çoook yol almamız lazım.
Atalarımız ne güzel demiş:
"İnsanı yaşat ki DEVLET yaşasın."
İnsanı görmezden gelen, yolunacak KAZ olarak gören yöneticiler bu koca devleti, halk nezdinde ZOR duruma düşürüyor.
Daha yazacak bir araba sıkıntı var.
Fakat ne yazık ki yerim dar.
Tüm bunlara birilerinin çare bulmasını ümit ediyorum.
Sağlıkla kalın.















