Sevgili okurlarım… Reis’in Amerika ziyaretinde yaşananlar, Washington’un Türkiye’ye biçtiği rolü bir kez daha gözler önüne serdi. Ziyaret bitti ama yankısı hâlâ sürüyor. Herkes kendine göre yorumladı. Kimi övdü, kimi yerdi. Sosyal medyada binbir görüş dolaştı. Siz de görmüşsünüzdür. Gelin şimdi, ben de sizin için olanların perde arkasını anlatayım. Kovboyun masasında… Türk’ün sabrında.
Biz başka şey istedik. Onlar bambaşka şey bekledi. Amerika, Türkiye’yi yanında değil, emrinde görmek istedi. Kore’de olduğu gibi. Irak’ta, Afganistan’da olduğu gibi. Soğuk Savaş’ta olduğu gibi. Amerika için savaşacak, bedavaya ölecek Türkler arıyorlar. Karşılığında bir “aferin” yeter sanıyorlar. Ama kaderimizi artık Amerika yazamıyor.
Kovboy ruhu işte bu. Önce sofraya oturtur. Yedirir, içirir. İzzet ikramla seni minnet altında bırakır. Sonra da gözüne kestirdiği atı ister. Baktı olmuyor… Silahını masaya koyar. Altıpatlar’ı, yani o meşhur six-shooter revolver’ı çeker. Ama kurşun değil, koz dizer masaya: ekonomi, siyaset, iletişim, bilişim, beşinci kol, silahlı güç. Kovboy mantığı böyle çalışır. Sen düşersen her şey onun. O düşerse, işte o zaman her şey senin.
Trump, Reis kalkarken koltuğunu çekti. Netenyahu otururken ise altına koltuk sürdü. Aradaki fark işte bu. Biri kalkarken yerinden edilmek… Diğeri otururken rahat ettirilmek… Diplomasinin inceliği değil bu. Kovboy mantığının özeti. Birini köşeye sıkıştırmak… Diğerini tahtına oturtmak… Amerika’nın bize biçtiği rol, işte bu görüntüde gizli.
Ve şimdi yeni bir koz daha: enerji. Trump açıkça dedi: “Rusya’dan enerji alımını durdur.” Karşılığında yaptırımları kaldırabileceğini ima etti. Bu, silahı kılıftan çekmenin başka bir yolu. Bu kez mermi değil, enerjiyle sıkıştırma. Amerika, Türkiye’yi Rusya’dan koparmak istiyor. Çünkü bu çatışma aslında bizimle değil, Amerika ile Rusya arasında. Türkiye ise bu kavganın tam ortasında tutulmak isteniyor.
Kremlin ne dedi? “Egemenliğinizi kullanın.” Yani mesaj açık: Bu mesele Türkiye ile Rusya arasında değil. Amerika’nın kurduğu baskı masasında, aslında iki büyük oyuncu kozlarını oynuyor. Türkiye’ye düşen, kendi yolunu seçmek.
Reis’in önünde seçenek belli: Dengeli duruş. Ne Amerika’nın emrine girmek… Ne de bağımlı hale gelmek… Rusya’yla ortaklık devam ederken, enerji çeşitliliğiyle, diplomatik manevrayla, Türkiye bu çetrefilli oyundan da sağ çıkar.
Peki Amerika bugüne kadar bize ne verdi? Taleplerimiz karşılık buldu mu?
Uçak motoru istedik, verdiler mi? Helikopter anlaşmasını yenilemek istedik, verdiler mi? Parasını ödediğimiz F-35’leri istedik, verdiler mi? Yaşı altmışı geçmiş F-16’ları istedik, verdiler mi? Cevap basit: Hayır. Amerika’dan gelen tek şey “-ceğim, -cağım” sözleri. Boş vaatler.
Bize verdikleri tek görev: İsrail’i kurtarmak. Üstüne Avrupa’yı korumak. Avrupa Birliği üyeliği mi? Yok. Vaadi veren Avrupa değil. Amerika. Bizi batan gemiye çağırıyorlar. Karşılığında ne var? Hiçbir şey.
Diyelim ki kabul ettik. İsrail’in ömrünü uzattık. Ne olacak? Evlatlarımızın kanı bedavaya akacak. Gücümüz, itibarımız heba olacak. Amerika’nın akıl oyunu işte bu. İstediğini anladığımız an, silaha sarılacak. Zaten yüz yıldır Türkiye’yi kuşatıp etrafımıza yığınak yapıyor.
Benim gördüğüm tablo net. Amerika’nın bize kurduğu oyun, tam bir kovboy masası. Ama unuttukları bir şey var. Kovboy filmlerinde de sonunda hep bir kahraman çıkar. Türkiye işte o kahraman.















