Kıymetli okurlarım,
Uzunca bir zamandır dünya halklarının peş peşe sahnelenen “orta oyunları” ile meşgul edildiğini düşünüyorum.
Bir tarafta savaşlar, siyasi gerilimler ve ekonomik krizler…
Diğer tarafta gıda, sağlık ve biyoteknoloji alanında yürütülen, çoğumuzun ayrıntılarını bilmediği çalışmalar…
Orta Doğu’da kan dökülürken, Ukrayna’daki savaş sürerken ve dünya kamuoyunun dikkati doğal olarak bu gelişmelere çevrilmişken, insanlığın geleceğini etkileyebilecek başka bir dönüşüm de daha sessiz biçimde ilerliyor.
Gündem öylesine hızlı değişiyor ki perdenin arkasında neler olup bittiğini anlamaya fırsat bulamadan başka bir konu önümüze geliyor.
Son günlerde Kanada’nın Ontario eyaletinden yayılan dikkat çekici bir video da bunlardan biri…
Videoda kendisini özel bir şirkette çalışan kişi olarak tanıtan biri, şirketlerine havadan kene bırakılması yönünde talimat gönderildiğini ileri sürüyor ve kendisine ulaştığını söylediği metni okuyor.
Elbette böyle bir iddia insanın aklına pek çok soru getiriyor.
Ancak videodaki kişinin kimliği, çalıştığını söylediği şirket, okuduğu belgenin aslı ve sözünü ettiği uçuşlar bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmış değil.
Kamuya açık ve güvenilir kaynaklarda, Ontario’da uçaklardan kene bırakıldığı iddiasını doğrulayan somut bir kanıta şimdilik rastlanmıyor.
Bu durumda konuyu kapatacak mıyız?
Hayır!
Biz soru sormaktan vazgeçmeyeceğiz.
Fakat bir videonun varlığını tek başına kanıt olarak da kabul etmeyeceğiz. Videoda anlatılanların araştırılmasını istemek başka, doğrulanmamış anlatıdan kesin bir hüküm çıkarmak başka…
Bunun ayırdında olacağız.
Bilim, sermaye ve iktidar
Bilimsel araştırmalar hiçbir dönemde yalnızca bilim insanlarının merakıyla ilerlemedi.
Geçmişte krallar ve imparatorluklar yeni topraklara ulaşmak, askerî üstünlük sağlamak ve ticaret yollarını kontrol etmek için kâşifleri, haritacıları ve bilim insanlarını finanse etti.
Sanayi Devrimi ile birlikte bu ittifaka büyük şirketler ve sermaye sahipleri de katıldı. Bugün ise devletlerin, teknoloji şirketlerinin, yatırım fonlarının ve büyük vakıfların bilimsel araştırmaların yönünü belirlemede önemli etkileri bulunuyor.
Çünkü bilimsel araştırma para ister.
Parayı sağlayan güç de çoğu zaman hangi sorunun araştırılacağına, hangi projenin destekleneceğine ve ortaya çıkacak teknolojinin kim tarafından kullanılacağına etki eder.
Bu durum, finanse edilen her araştırmanın kötü niyetli olduğu anlamına gelmez.
Fakat bilimin sermaye ve iktidarla kurduğu ilişkinin sorgulanmasını gerekli kılar.
Bugün büyük teknoloji şirketlerinin çalışma alanı artık yalnızca bilgisayar ve yazılımdan ibaret değil. Gıda teknolojileri, yapay et, alternatif proteinler, tarım, hayvancılık, ilaçlar, aşılar ve hastalık taşıyan böcekler üzerinde yapılan araştırmalar da bu alanın içinde.
Microsoft’un “Premonition” isimli projesinin, doğadaki sivrisinekleri yakalayıp incelemeyi, taşıyabilecekleri hastalık etkenlerini belirlemeyi ve muhtemel salgınları önceden fark etmeyi amaçladığı şirketin kendi açıklamalarında yer alıyor.
Bill Gates’in alternatif protein ve yapay et çalışmalarına yatırım yaptığı, zengin ülkelerin sentetik sığır etine yönelmesi gerektiğini savunduğu da biliniyor. Gates Vakfı, sıtmayla mücadele kapsamında genetiği değiştirilmiş sivrisinekler dâhil farklı bilimsel çalışmalara destek verdiğini kamuoyundan gizlemiyor.
Bunlar birer söylenti değil, kamuya açık bilgiler.
Peki bunlar, Ontario’da uçaklardan kene bırakıldığı iddiasını kanıtlıyor mu?
Hayır.
Peki gıda ve sağlık politikalarında böylesine büyük bir etkiye ulaşan kişi ve kuruluşların faaliyetlerini sorgulamamıza engel mi?
O da hayır.
Bir tarafta “Bunların hepsi insanlığın iyiliği için yapılıyor” diyerek her çalışmayı peşinen masum kabul etmek, diğer tarafta birbirinden farklı bütün araştırmaları tek bir karanlık planın kanıtı saymak…
İkisi de bizi gerçeğe ulaştırmaz.
Bizim sormamız gereken şudur:
İnsanlığın ne yiyeceğine, nasıl üretim yapacağına ve hangi sağlık politikalarına tabi olacağına kim karar veriyor?
Bu araştırmaları kim finanse ediyor?
Neden belirli alanlara yatırım yapılıyor?
Çalışmalar hangi ülkelerde ve hangi şartlarda yürütülüyor?
Kim denetliyor?
Veriler kimin elinde toplanıyor?
Muhtemel kazancı kim elde ederken, ortaya çıkabilecek riski kim üstleniyor?
Özellikle salgın yükünün ağır, ekonomik imkânların sınırlı veya siyasi şartların kırılgan olduğu coğrafyalarda yürütülen araştırmalarda yerel toplumların bilgilendirilmesi, rızası ve bağımsız denetim daha da önem kazanıyor.
Bir araştırmanın Afrika’da, Asya’da veya başka bir bölgede yapılması tek başına kötü niyetin kanıtı değildir. Hastalığın yoğun görüldüğü yerde araştırma yapılmasının bilimsel gerekçeleri bulunabilir.
Ancak savaşların, siyasi istikrarsızlığın veya yoksulluğun etkili olduğu coğrafyalarda şeffaflık konusundaki her eksiklik, doğal olarak daha fazla soru işareti doğurur.
Bu sorulara verilecek cevap, “Her şey komplo” demek de olmamalı, “Uzmanlar çalışıyor, bize sormak düşmez” demek de…
Bilim insanlığın ortak birikimiyse toplumun soru sorma ve bilgi isteme hakkı da vardır.
Kene ısırığı ve kırmızı et
Tartışmanın doğrulanmış sağlık boyutunda ise Alfa-gal sendromu bulunuyor.
Alfa-gal; sığır, koyun ve domuz gibi memeli hayvanlarda doğal olarak bulunan bir şeker molekülüdür. Bazı kene türlerinin ısırması, insanın bağışıklık sistemini bu moleküle karşı hassaslaştırabiliyor.
Bu hassasiyet geliştikten sonra sığır, kuzu ve domuz eti gibi memeli hayvan etlerinin tüketilmesi alerjik reaksiyona yol açabiliyor. Sakatatlar, et suyu ve memeli hayvan yağı içeren bazı yiyecekler de risk oluşturabiliyor.
Kısacası, bu hastalar için gerçekten:
“Elveda kırmızı et!”
Kaşıntı, kurdeşen, mide bulantısı, karın ağrısı ve nefes darlığının yanı sıra bazı kişilerde hayati tehlike oluşturabilecek anafilaktik şok da görülebiliyor.
Süt ürünleri, jelatin ve memelilerden elde edilen bazı maddeler ise her hastayı aynı şekilde etkilemiyor. Kaçınılması gereken ürünlerin, kişinin hassasiyetine göre hekim tarafından belirlenmesi gerekiyor.
Tavuk, hindi, balık ve yumurta ise memeli hayvan ürünü olmadığı için alfa-gal içermiyor.
Burada önemli bir ayrıntının altını çizelim:
Alfa-gal sendromu, hastalıklı bir hayvanın etinden insana bulaşan bir enfeksiyon değildir. Kene ısırığının bazı kişilerde oluşturduğu bağışıklık hassasiyetidir. Kırmızı et, bu hassasiyet geliştikten sonra alerjik reaksiyonu tetikleyebilir.
Alfa-gal sendromunun gerçek olması, kenelerin bilinçli biçimde doğaya bırakıldığı iddiasını kendiliğinden doğrulamaz.
Fakat hastalığın gerçekliği, kene popülasyonundaki değişimin, yayılma alanlarının ve bunun arkasındaki çevresel şartların bilimsel olarak araştırılması gerektiğini de gösterir.
Sormaya devam edeceğiz
Bugün yapay etten alternatif proteine, genetiği değiştirilmiş canlılardan hastalık taşıyan böcekler üzerinde yürütülen araştırmalara kadar pek çok yeni çalışma yapılıyor.
Bugün yapay etten alternatif proteine, genetiği değiştirilmiş canlılardan hastalık taşıyan böcekler üzerinde yürütülen araştırmalara kadar pek çok yeni çalışma yapılıyor.
Bu araştırmalar insanlığın yararına sonuçlar doğurabilir.
Yanlış ellerde veya denetimsiz bırakıldığında yeni riskler de oluşturabilir.
Tıpkı atomun parçalanmasında olduğu gibi…
Bu keşif bir yandan elektrik üretiminin, diğer yandan kanserin teşhis ve tedavisinde kullanılan nükleer tıp yöntemlerinin önünü açtı. Aynı bilimsel bilgi atom bombasına dönüştüğünde ise yüz binlerce insanın ölümüne yol açtı.
Demek ki bilimsel bilginin kendisi kadar, kimin elinde bulunduğu ve hangi amaçla kullanıldığı da önemlidir.
Bu nedenle bilimsel ve teknolojik çalışmaların şeffaf biçimde yürütülmesini, bağımsız kurumlarca denetlenmesini ve sonuçlarının toplumla paylaşılmasını istemek son derece doğaldır.
Ancak “havadan kene bırakılıyor” veya “insanlar kırmızı etten uzaklaştırılmak amacıyla bilinçli biçimde hastalandırılıyor” diyebilmek için şüpheden daha fazlasına ihtiyaç var.
Belgeye…
Doğrulanabilir bilgiye…
Bağımsız araştırmaya…
Bugün için bu iki konu arasında kasıtlı bir bağlantı bulunduğunu ortaya koyan güvenilir bir kanıt yok.
Yarın yeni bir belge ortaya çıkarsa onu da inceler, bildiklerimizi yeniden değerlendiririz.
Gazetecilikte doğru tutum budur.
Ne peşinen aklamak…
Ne de kanıtsız mahkûm etmek…
Büyük şirketleri ve küresel yatırımcıları elbette sorgulayacağız.
Fakat bunu söylentiyle değil, belgeyle yapacağız.
Kırda, bayırda ve ormanda gezerken de keneye karşı dikkatli olacağız. Uzun otların bulunduğu alanlarda gerekli önlemleri alacak, dönüşte vücudumuzu kontrol edeceğiz. Kene ısırığının veya kırmızı et tüketiminin ardından alerjik bir belirti görülürse sağlık kuruluşuna başvuracağız.
Aklımızı da şüphelerimizi de açık tutacağız.
Çünkü bazen gerçek tehlike gözümüzün önündedir.
Bazen de korkularımız, gerçeğin önüne geçer.
Bize düşen, ikisini birbirinden ayırmaktır.
Kaynak notları:
Ontario’daki uçaktan kene bırakıldığı iddiasına ilişkin Canadian Press incelemesi
Gates Vakfının sivrisinek araştırmalarına ilişkin açıklaması
Dünya Sağlık Örgütünün genetiği değiştirilmiş sivrisinek araştırmaları rehberi
















