Değerli milletim,
Epeydir Amerika-İngiltere hattındaki siyaset oyunlarını dikkatle izliyorum.
Eskiler "Abdülhamid Han Siyaseti" derdi buna…
Bir Amerikan başkanından zamanında şöyle bir söz duyulduğu aktarılır:
“2. Abdülhamid’in siyaseti mutlaka ders olarak verilmeli.”
Bu söz boşa söylenmedi.
Çünkü Amerika, bugün Ortadoğu’da tam da o siyaseti uyguluyor.
Bugün o siyaset, ters yüz edilmiş haliyle karşımıza çıkıyor.
Amerika; bizim kendi tarihimizi, bizim siyasetimizi…
Bize karşı bizim oyun planımızı kullanıyorlar.
Ama tersinden.
Susturmak için değil, karıştırmak için.
Birleştirmek için değil, parçalamak için.
Üstelik bunu öyle ustaca yapıyor ki; perde arkasında kimin eli, kimin cebinde belli değil.
Kullandıkları yöntem basit:
Bölgede öyle bir sistem kurmuşlar ki, herkes bir piyon, herkes bir parça.
Ama en kritik rol, perde arkasındaki “Gölge Savaşçı”ya düşüyor.
Görünürde biri var…
Ama saldıran hep başkası!
Biatın Dansı
Körfez’de petrol var ama omurga yok.
Güce boyun eğene yol veriliyor, biat edene itibar dağıtılıyor.
BAE’nin sergilediği o “saç dansı” gösterisini izlediniz mi?
Tevrat’a sadakat adına, utançla karışık bir riyakârlıktı izlediğimiz.
Dans değil…
İzzetin açık artırmaya çıkarılmasıydı o!
Savaşın Kuklaları
Amerika, doğrudan sahneye çıkamaz.
Çünkü iki dakikada düşer perdesi.
İngiltere desen aynı. Fransa, Almanya, İtalya… Say say bitmez.
O yüzden vekil oyuncular bulmak zorundalar.
Ve işte sahneye çıkanlar:
İsrail,
Yunanistan,
Güney Kıbrıs,
Ermenistan…
Ama herkesin teknik sınırları var.
Yunanistan, sadece kalabalık yapar.
Ermenistan, Karabağ’dan sonra uzaktan bakar.
Kıbrıs Rum kesimi mi? Sadece seyirci.
Geriye tek figüran kaldı: İsrail.
Ama o da “figüran” gibi görünse de, asıl perde onunla başlıyor.
Silahlı Millet: İsrail
İsrail'in her ferdi silah kullanır.
Çocuk dâhil!
Sistemi böyle kurulmuş. İngiliz aklıyla, "Silahlı Millet" modelini bizden alıp oraya taşımışlar.
Ama bilmeyen bilsin: Bu ordu, uzun süre savaşamaz.
Cephane sınırlı. Lojistik yetersiz.
İki yüz uçakla İran'a gidip dönebilir mi?
Tekrar ediyorum: Gidip dönsünler, buradan özür dilerim.
Ama ne hikmetse…
Gazze yerle bir.
Lübnan yanıyor.
Suriye bombalanıyor.
Yemen’e bile bomba yağıyor.
Peki, bunu kim yapıyor?
İsrail'in böyle bir kapasitesi yok.
Top ısınır, uçak yorulur, asker biter.
Ama bombalar tükenmiyor!
Çünkü arkadaki el belli:
Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya…
Gazze’deki enkazda sadece İsrail’in değil, Batı’nın da izi var.
Anadolu’nun Hikâyesi
Bakın bizden bir hikaye anlatayım size.
Anadolu’da biz her şeyi yazılı kurallarla yapmayız.
Bazı şeyler vardır, gelenek gibi işler.
Mesela...
Her sülalenin bir kabadayısı olur.
Sadece kavga etmek için değil.
Ailenin karanlık işlerini usulünce yürütmek için...
Yani her işin bir “gölge tarafı” varsa, onun da bir “adamı” vardır.
Ama gün gelir...
O eski kabadayı yaşlanır, yorulur, artık kenara çekilmesi gerekir.
Ve işte o anda başlar “gölge oyunu”.
Aile, yeni bir figür arar.
Güçlü görünen, ama kolay yönlendirilebilecek biri.
Düşünmez, sadece emir alır.
Bileği kalın ama aklı kısa olur.
Sonra sahne kurulur.
Ama bu dövüş sıradan halkın önünde değil...
Ailenin ileri gelenlerinin bulunduğu özel bir yerde oynanır.
Senaryo yazılmıştır.
Eski kabadayı, rolünü bilir.
Dövülür gibi yapar.
Deli oğlan da eline fırsat geçmiş sanır, kendini ispat ettiğini düşünür.
“Ben artık bu ailenin baş keseniyim!” diye ortalıkta dolanmaya başlar.
Ama ne dövüş gerçektir…
Ne zafer O’nun zaferidir.
Tıpkı Yedi Bela Hüsnü filmindeki gibi.
Mahallenin büyüklerine sergilenen bir “oyun”dur sadece.
Ama bu kurgu gerçekmiş gibi sunulur.
Yeni kabadayı yaldızlı kartviziti kapar.
Yol açılır ona…
Güç verilmiş gibi gösterilir…
Halktan biri gibi değildir artık, “bir şey” olmuştur.
Oysa aslında hiçbir şey değişmemiştir.
Kukla değişmiş, ipi tutan el aynı kalmıştır.
Bugün bu oyunu sadece mahallede değil…
Ortadoğu sahnesinde izliyoruz. Sadece roller farklı, isimler değişik.
İsrail öne sürülen gözü kara delikanlı.
Sürekli kavgada, sürekli sahnede.
Ama perde arkasında…
Amerikan özel kuvvetleri var.
İngiliz aklı var.
Fransız lejyonerler, Alman istihbaratçılar, İtalyan sabotajcılar…
Ve Avrupa’nın dört bir yanından gelen “gönüllü savaşçılar”...
Yetmedi, bir de aralarına sızmış ihanet erbabı var!
Kendi halkına silah doğrultan, kendi insanını hedef alanlar…
Bu hikâye bize yabancı değil.
Adı değişmiş, ama senaryosu aynı.
Bu gölge oyununu anlatmamın bir sebebi var:
Çünkü aynı oyun şimdi, çok daha gelişmiş bir versiyonuyla bizim üzerimizde sahneleniyor.
Ve oynatanlar belli:
Amerikan ve Avrupa dış politikasının eğitimli kadroları...
Son dönemde edindiğim bilgilere göre,
Amerika’nın İsrail topraklarında, özellikle çöl bölgesinde kurduğu büyük bir askeri üs faaliyette.
Resmiyette görünmeyen bu üsse sadece Amerikan askerleri değil…
İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İsveç ve başka ülkelerden özel kuvvet unsurları da konuşlanmış durumdaymış!
İddiaya göre, bu üs aynı zamanda,
"gönüllü savaşçılar" adı altında bölgeye gelen fanatik unsurlara da ev sahipliği yapıyormuş.
Peki bunlar doğruysa amaç ne?
Anlatayım…
Ortadoğu'da gerilimi diri tutmak.
Ve gölge oyununun sürdüğü her yerde, gerçek failin perdenin arkasında kalmasını sağlamak.
Bazı kaynaklar, bu birliklerin İsrail askerleriyle birlikte çatışmalara doğrudan katıldığını,
sivil hedeflere karşı da faaliyet yürüttüğünü öne sürüyor.
Bunlar elbette araştırılması gereken iddialar.
Ancak öyle ya da böyle, bu kadar çok ülkenin sessiz sedasız bölgede konuşlanması asla tesadüf değil.
Ayrıca dikkat çeken bir başka bilgi daha var:
İddiaya göre, Türkiye’den bazı Yahudi vatandaşların da bu operasyonlara katılıp geri döndüğü konuşuluyor.
Sayının on bini geçtiği yönünde ciddi duyumlar mevcut.
Eğer bu bilgiler doğruysa, yetkililerimizin dikkatine sunmak boynumun borcudur.
Vatandaşlık sadece kimlikte yazan bir satır değildir.
Aidiyet ister, sadakat ister.
Kimse sanmasın ki bu millet olan biteni görmüyor, anlamıyor.
Bizim suskunluğumuz bilgisizlikten değil…
Devlet aklına olan inancımızdandır.
Matematikle Bile Görülüyor
İsrail’in boyunu aşan bu savaşın mühendisleri belli.
Bölgeyi ateşe verenler gölgede kalmak istiyor.
Ama matematik yalan söylemez.
İki buçuk İsrail, bu kadar cephede savaşamaz.
Devletimize Çağrı
Devletimize bir çağrım var:
- İsrail'in arkasına saklananlara dikkat!
- Silah sattığınız, fabrika kurduğunuz, teknoloji paylaştığınız ülkeleri iyi analiz edin.
- Çünkü verdiğiniz her mühimmat…
…döner dolaşır, sizi vurur!
Son Söz
İhanetin bahanesi olmaz.
Bedeli olur.
Ve tekrar ediyorum:
Savaşın kaderini hainler belirler.
Biz ise artık kuklaya değil, kuklacılara bakmalıyız.















