Kıymetli kardeşlerim…
Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor.
Ateş, toprak seçmiyor.
Çünkü;
Savaş başladığında, bombalar ve saldırılar kimin toprağı, kimin ülkesi olduğuna bakmaz. Hedef sadece askeri alanlar değil, sivil yerleşimler de olur.
Yani ateş düştüğü yeri yakar.
İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, sadece iki ülkenin değil, bütün bir coğrafyanın uykusunu kaçıracak kadar büyük sonuçlara gebe.
Saldırıların başladığı gece…
İran tarafının, neredeyse saflığa varan bir iyimserlikle hareket ettiği iddia ediliyor.
“Amerika ile nükleer görüşmeler sürerken saldırı olmaz” düşüncesiyle, hava savunma sistemlerinin kapalı bekletildiği öne sürülüyor.
O gece…
Saat 00.03 sularında başlayan saldırıya İran’ın hazırlıksız yakalandığı bilgisi sızdı.
Hava üsleri vurulmuş.
Uçaklar hangarda yakalanmış.
Cephanelikler ve radar sistemleri hedef alınmış.
İran, altı buçuk saat sonra ancak toparlanabilmiş.
Oysa savaş dediğiniz şey, ilk vuruşta kazanılır.
Darbeyi ilk vuran, ipi göğüsler.
Yaptığım değerlendirmelere göre;
Bu denli kapsamlı bir harekâtı İsrail’in tek başına gerçekleştirmesi oldukça zor.
İsrail’in yakıt ikmal kabiliyeti sınırlı.
Elindeki tanker uçak, sadece birkaç hava aracına destek verebiliyor.
Daha ötesi için başka güçlerin devreye girmesi gerekiyor.
Zaten son aylarda dikkat çeken bir hareketlilik vardı:
Amerikan savaş gemileri bahaneyle bölgeye yığılıyor.
Suriye’den çekiliyor gibi yapan güçler, Irak’a ve Basra Körfezi’ne kaydırılıyor.
Akdeniz’de askeri varlık artırılıyor.
Bu tablo karşısında akla gelen ilk ihtimal:
İran ve Türkiye hedefte.
İran’a saldırı, kamuoyunu oyalayan bir perde miydi?
Yoksa asıl hedef Türkiye miydi?
İngiltere, Amerika ve İsrail’in, İran ile danışıklı bir “gölge oyunu” oynadığı yönünde güçlü şüpheler var.
Eğer bu senaryo doğruysa, asıl baskın saldırının Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi üzerinden Türkiye’ye yöneltilmesi ihtimal dışı değil.
Ve evet… Bu ihtimal hâlâ masada.
“Yok canım, o kadar da değildir” diyerek gaflete düşersek, Allah muhafaza, “it uykusu baskını”nı biz yeriz.
Bir gözlemci olarak halen iddialıyım:
Vadedilmiş Topraklar inancı çerçevesinde, bu coğrafyada istenmeyen asıl unsur Türkiye.
Onlara göre bu topraklardan sürülmesi gereken son kale biziz.
Çünkü Türkiye, tarihin mirasını sırtında taşıyor.
Bugünkü saldırının perde arkasında kimler var?
İngiliz aklı başrolde.
Amerikan, Fransız ve İsrail güçleri sahnede.
Teknik destek, istihbarat, hava operasyonu…
Kim neyi üstlendiyse, herkes elini taşın altına koymuş.
Ve dikkat…
Saldırının hemen ardından bu ülkeler, uluslararası hukuk tartışmalarını umursamadan İsrail’e tam destek açıklamaları yaptı.
Üstelik bu destek, sadece siyasi değil;
Askerî ve ekonomik boyutlar da içeriyor.
Peki ya İran’ın yanında kim var?
İran’ın doğusundan yükselen seslerle Pakistan ve Kuzey Kore açık destek verdi.
Bu sıradan bir açıklama değil.
Çünkü bu iki ülke, sadece söylem üretmiyor;
Aynı zamanda caydırıcı güç taşıyor.
Pakistan, bölgenin en ciddi nükleer güçlerinden biri.
Kuzey Kore ise, bilinen ilişkiler nedeniyle Rusya ile birlikte anılıyor.
Olası bir ittifakta;
Çin, Türkiye ve Azerbaycan’ın pozisyonu da belirleyici olacak gibi görünüyor.
Bölgede saf tutanlar netleşiyor:
Bir yanda İngiltere önderliğinde Amerika, Fransa ve İsrail…
Diğer yanda İran, Pakistan, Çin, Kuzey Kore ve dolaylı olarak Rusya.
Türkiye ve Azerbaycan, şimdilik sahnenin dışında.
Ama perde arkasında olduklarını sezmek zor değil.
Bir not:
14 Haziran’da kaleme aldığım “İsrail ve İran Arasında Gölgelerin Ardındaki Savaş” başlıklı yazımda, bu ihtimallere dikkat çekmiştim.
Okumayanlara tavsiyemdir.
Ve son söz:
Bu çatışma, öyle sıradan bir gerginlik değil.
Eğer İngiliz aklı, tarihten ders çıkarmazsa;
Bu kez kazdığı kuyuya kendi düşebilir.
Benim dağ manzaralı penceremden görünen tablo budur.
Sakın ola paniklemeyin.
Ama tedbiri de elden bırakmayın.
Biraz erzak, biraz su, bir iki pil, bir radyoyla olur bu işler…
Olmazsa da, hafta sonu piknik yaparsınız.
Velhasıl…
Dünyada mekân, ahirette iman.
Rabbim, ülkemizi ve ümmeti her türlü fitneden ve saldırıdan muhafaza etsin.















