Kıymetli okurlarım,
Dün gece bir şey oldu.
İran, kendisine saldıran o meşhur ittifakın içinden adeta geçti.
Hani şu her fırsatta demokrasi, barış, insan hakları diye nutuk atanların oluşturduğu ittifak var ya…
İşte o ittifak.
Gece saatlerinde ilginç bir gelişme yaşandı.
Bir Alman savaş uçağı, Ürdün hava sahasında transponderini yanlışlıkla açtı (Transponder: Uçağın konum ve kimlik bilgisini radara ileten elektronik cihazdır).
Sonra hemen kapattı ama olan oldu.
İz bıraktı.
Almanya’nın bu savaşa dâhil olduğu, koca bir delille ispatlanmış oldu.
İran’a karşı başlatılan bu saldırının arkasında Anglo-Sakson ittifakının gölgesi var.
Ve İran, bu gölgeye karşı, şaşırtıcı bir direnç gösteriyor.
Füzeleri durduruyor, uçakları düşürüyor, hava savunmasını deldirmiyor.
İttifak ise…
Beklediğini bulamıyor.
Tüm bu saldırılara rağmen İran, dün gece İsrail’in kalbine yürüdü.
Hem de öyle böyle değil…
Hipersonik füzelerle, süpersonik füzelerle, kamikaze dronlarla.
Hepsi hedefe kilitlendi.
Hepsi vurdu.
İsrail’in hava savunma sistemleri bile hedef alındı.
Tam isabetle.
Tel Aviv ve çevresi adeta savaş sahnesine döndü.
Hayfa Limanı’ndan alevler yükseldi.
Ama İsrail, can kaybını gizliyor.
Alışığız.
İşin özü şu:
İsrail bu savaşı yalnız yürütmüyor.
Arkasına koca bir koalisyonu almış.
Belli ki yalnız saldırmak istemiyor.
O halde İran’ın da yalnız bırakılmaması gerekir.
Çünkü biz unutmuyoruz.
Kıbrıs Harekâtı’nda, neye ihtiyacımız varsa İran vermişti.
Üstelik karşılık beklemeden, sessizce.
O günün iyiliği bugün hâlâ hafızamızda.
Şimdi tarih, o iyiliği iade etme fırsatını önümüze koydu.
Ve sadece bu değil…
İran, Türkiye dışında en çok Türk’ün yaşadığı ülke.
Kardeşlerimiz orada.
Yalnız değillerse, pusudan da kurtulurlar.
Ve daha da önemlisi…
Bu saldırıların nihai hedefi biziz.
Planları belli:
Önce İran, sonra Pakistan, sonra sıra Türkiye’ye gelsin diye hesap yapıyorlar.
Ama hesap başka, kitap başka.
Bu yüzden Türkiye, İran’a her türlü desteği vermelidir.
Gerektiğinde istihbarat…
Gerektiğinde teknik destek…
Gerekirse hava gücü bile.
Bakın, bu bir aşk meselesi değil.
Kimse İran’a âşık değil.
Ama ortada duran şu:
Sarı boğayı kurda verirsek, sıra bize gelir.
Ve bunu herkes biliyor.
Dün gece İran’ın yaptığı saldırılar öyle sıradan değildi.
Hedefler nokta atışıyla vuruldu.
İsrail’in en güçlü savunma sistemleri alnının ortasından indirildi.
Bu koordinatları biri verdi.
Ya da birileri…
Çin mi verdi? Rusya mı? Pakistan mı? Türkiye mi?
Belki hepsi birlikte.
Kim verdiyse, aklına sağlık.
Doğru olanı yaptı.
Çünkü tekrar söylüyorum:
İran düşmemeli.
Yıkılmamalı.
Çökertilmemeli.
Bizim açımızdan birçok yol olabilir.
Ama en risksiz, en vicdanlı ve en stratejik olanı şu:
İran’ı ayakta tutmak.
Her alanda destek olmak.
Durmak yok, yol belli.
Haydi Türkiye!















