Kıymetli okurlarım… Hadi birer kahve, birer çay doldurun gelin. Çünkü bu yazıda öyle sıradan bir konuya değil, dünyanın kaderini belirleyen bir oyuna bakacağız.
Dünya Amerikan hegemonyası altında mı?
Kocaman bir evet.
Ekonomik, askeri, siyasi, teknolojik…
Saymaya kalksanız saymakla bitmez.
Peki Amerika bunu nasıl başarıyor?
İşte asıl soru bu.
Cevap basit: İngiltere’den devraldığı yöntemi uyguluyor.
Kendi cebinden harcamadan, işgal edeceği ya da kontrol edeceği topraklarda, zayıf karakterli, menfaatine düşkün tipler buluyor. “Amerikan devşirmeleri” derseniz, hiç de yanlış olmaz. Osmanlı’yı hatırladınız değil mi? İşte öyle bir sistem. Eğer içeride bulamazsa, ülkesine kabul ettiği göçmenler arasından seçiyor.
Sonra bu kişileri hak etmedikleri makamlara getiriyor. Makam veriyor, unvan veriyor, bir de bunun üstüne sadakat bekliyor. Çünkü o insancıklar, koltuğu Amerika sayesinde bulduklarını biliyor. Sonrası malum… ABD usulü yağma başlıyor. Bir sana, on bana. Nereden? Elbette o ülkenin milli gelirinden.
Tek bir ülke bu sistemin dışında: İsrail.
Orada tablo farklı. Ona sonsuz destek… Her şey İsrail için.
Bakın, “İbrahim Anlaşmaları” diye bir şey var. İsrail’e Kızıldeniz üzerinden kurulacak çift hatlı kara yolu, yanına boru hatları eklenmiş devasa bir proje. İçinde BAE, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Mısır var. Bölgedeki Kürtler eliyle Irak’tan, İran’dan koparılan bölgeler, Türkiye’den eklenecek parçalar… Hepsi bu projeye bağlanınca, ortaya çıkacak güç İsrail’in eline bırakılacak.
Peki bu oyunu kim bozuyor?
Türkiye.
Yanında Venezuela, Pakistan, Azerbaycan, Endonezya… ve daha niceleri.
Amerika Türkiye’yi sıkıştırıyor mu?
Ekonomik olarak evet.
Siyasi olarak evet.
Teknolojik olarak evet.
Ama Türkiye ayakta.
Neden?
Çünkü Körfez’den bir emirlik ve Amerika kıtasından Venezuela, altınla, petrolle, nakitle Türkiye’yi destekliyor. Türkiye diz çökmesin diye.
Şimdi düşünün… Bu destek ayakları tek tek devre dışı bırakılırsa ne olur?
Türkiye tehdidi ortadan kalkar mı?
İbrahim Anlaşmaları yürürlüğe girer mi?
Büyük İsrail hayali adım adım yaklaşır mı?
Cevap “evet.”
İşte bu yüzden Amerika, 6 Eylül gecesi Savunma Bakanlığı’nın adını değiştirdi. “Savaş Bakanlığı” dedi. Çünkü savaşçı ruhuna geri döndü. Daha saldırgan olacağının ilanıydı bu.
Ve ilk hamle… Venezuela kuşatma altına alındı. Katar’a da mesaj gitti.
Hani diyorum… Biz hâlâ barış güvercini olmaya devam mı edeceğiz?
Yoksa artık “Türkün savaşçı ruhunu” çağırmanın zamanı gelmedi mi?















