Hatırlayanlar İçin: O Tezgâhın Başında…
Hani bir köşe başında, sabahın ilk ışıklarıyla dumanı tüten bir simit kokusu yayılıyordu ya…
Hani o küçük simit arabasının ardında, büyük bir kalp taşıyordu Ahmet.
Müşterisini ismiyle tanıyan, gülümsemesiyle güne başlatan, akşam olunca satamadığı simidi mahallenin fakirleriyle paylaşan o adam…
İşte o Ahmet, şimdi büyüyor.
Ama her büyüyen gölge biraz karanlık taşır içinde.
Bazen insan, kendi hikâyesinin ilk sayfalarını unuttuğu için kaybeder son sayfayı…
***
Sabahın 06.30’unda açılan o ışık, artık şehre değil, Ahmet’in gözlerinin altındaki mor halkalara vuruyordu.
Simidin çıtırtısı aynıydı ama Ahmet'in omuzları daha ağırdı.
Başarı tehlikelidir.
İnsanın kulağına fısıldar:
“Bir tane yaptıysan… bir tane daha yaparsın.”
Nitekim öyle oldu.
Caddeye biraz daha uzak, kalabalığın yeni dolaştığı bir noktada boş bir dükkân.
Ahmet sabaha kadar düşündü.
“Bir simit–bir çay burada da olur” dedi.
Oldu.
İkinci şube, şehrin gündemine düştü.
Üçüncü şube… Derken dördüncü de eklendi.
Artık tabela simidin önüne geçmişti.
Marka büyüyordu.
Ama Ahmet küçülüyordu.
***
Yorgunluğun Sessizliği
Eskiden simit arabasının yanına uğrayan müşterilere, “Nasılsın?” diye sorardı.
Şimdi sadece başıyla selam veriyordu.
Uyku süresi kısaldı.
Nefes alma süresi azaldı.
Gülümsemek zorlaştı.
Üstün Dökmen’in kitaplarından fırlayan o cümle gizli gizli mırıldandı:
“İnsan çoğaldıkça bağlarını tamir etmezse, ruhu eksilir.”
Müşteri bağları ince ince kopmaya başladı.
Kimse fark etmedi.
***
Kalite Değil, Adet Büyüdü
Ekmek fırını genişledi.
Hamur makineleri büyüdü.
Susamın boyu uzamadı ama faturalar uzadı.
Maliyetler artınca, “şu susamı biraz ucuzundan getirelim” dendi.
“Hamuru iki saat erken yoğursak ne olur ki?” dendi.
Ne mi oldu?
Simit eskisi gibi kokmadı.
İnsan, burnuyla anılar yaşar.
Tadı bozulan simit aslında çocukluğunu kaybettirir.
***
Çırakların Sessiz Vedası
Ahmet’in yanındaki ilk çırak Ali…
Bir sabah sessizce çekildi gitti.
Yeni bir zincirde ustabaşı olmuş.
“Abi sen büyüdükçe beni gölge sandın” dedi.
Kırılmıştı.
Ahmet anlamadı.
Oysa büyümenin acı gerçeği şudur:
Gövdeler büyürken, kökler incelir.
Sevdikçe büyüyen işler, büyüdükçe sevgiye ihtiyaç duyar, ama patronların bunu fark edecek vakti yoktur.
***
Hatalar Büyümez, Birikir
Üçüncü şubenin ustası geç kaldı.
Çay ocağı bozuldu.
Fırında yanık tepsiler arttı.
Ahmet, bir şubeden diğerine koşarken, ayakkabılarının tabanı yıprandı.
Zihninin tabanı da öyle…
Çalışma saatleri uzadıkça, dikkat kısaldı.
Simidin susamı yere döküldü, Ahmet’in sabrı da.
***
Her Sorunun Ucu Ahmet’e Çıkınca
“Abi bu şubenin masaları neden gri?”
“Siz simide susamı nereden alıyorsunuz?”
Ahmet tek tek açıklardı.
Kaliteli olacaktı ya…
Her şey onun kontrolünde olmalıydı.
Delegasyon?
Liderlik?
Sistem?
Ahmet’in lugatında yoktu.
Psikoloji der ki:
“Aşırı kontrol eden, aslında kontrolü kaybedendir.”
***
Müşteri Cümleleri Değişti
Eskiden:
“Ahmet abi, simidin mis gibi!”
Şimdi:
“Biraz kuru gibi… Aceleye mi geldi?”
Esnaf dünyasında “acele” kelimesinin tadı, kötü hamurun kokusu gibidir.
***
Başarı Sarhoşluğu
Gazeteler yazdı.
“Şehrin yeni simit zincirleri arasında, en hızlı büyüyen!”
Ahmet, haber kupürünü duvarına astı.
Gururla baktı.
Gurur, insanı dik tutar.
Kibir, içeri sızıntı yapar.
***
Her Sorunun Ucu Ahmet’e Çıkınca
Gece yarısı, dördüncü şubeden çıkıp evine yürürken, vitrinin camındaki yansımasına baktı.
Simitçi Ahmet yoktu orada.
Eksik bir adam vardı.
Yorgunluktan gördüğü o gölge, aslında geleceğin habercisiydi.
Sabah 06.30 ışığı ertesi gün yine yanacaktı.
Ama bu defa umutla değil, mecburiyetle.
Devam edecek…
















