Ekmek israfını önlesek…
Konut sorununu çözeriz.
Yüzlerce baraj yaparız.
Bu sadece sofradaki israf.
Bir de şirketlerimizin içindeki israflar var.
Onların boyutunu ölçmeye kalksak, cetvel yetmez.
Toyota yıllarca çalıştı, özetledi:
Yedi büyük israf var.
Fazla üretim.
Fazla stok.
Gereksiz hareket.
Taşıma.
Bekleme.
Hurda.
Yanlış operasyon.
Hepsi de şirketin kârını yiyip bitiren, sessiz birer düşman.
Kanser gibi içten içe kemiren.
Midye teorisini bilirsiniz.
Midye kayaya yapışır, öyle bir yapışır ki sökmek için bıçak gerekir.
İsraflar da şirkete öyle yapışır.
Zamanla işin doğal parçası sanılır.
Sonra başlar bahaneler:
“Bizim işimiz farklıdır.”
“Zamanımız yok.”
“Yönetime kabul ettiremeyiz.”
“Henüz hazır değiliz.”
“Şimdi başımıza yeni iş mi çıkaracaksın?”
Tanıdık geliyor değil mi?
Her şirkette var bu cümleler.
Hatta bazen bizzat biz söylüyoruz.
Ama gerçek şu:
İsrafları savunmak, kolaycılığın kılıfıdır.
Stoksuz kalmaktan korkarız.
Hurdasız üretimi imkânsız sanırız.
Böyle böyle, kayaya yapışmış midye gibi israflara sarılırız.
Oysa çözüm belli:
Yalın düşünmek.
Süreçleri tek tek elemek.
İsrafı ayıklamak.
Bugün yapmazsak…
Yarın çok daha pahalıya öderiz.
Belki de hiç ödeyemeyiz.
Unutmayın:
İsraf sadece patronun cebinden gitmez.
Hepimizin cebinden çıkar.
Ve insanlığın geleceğinden çalar.
















