4 Ağustos’ta Menderes Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in de aralarında bulunduğu bazı isimler gözaltına alındı.
Soruşturma devam ediyor ve henüz verilmiş bir hüküm yok. Bu nedenle kişilerin suçlu ya da suçsuz olduğuna ilişkin değerlendirme yapmak doğru olmaz.
Ancak gözaltı listesindeki görevler önemli bir soruyu gündeme getiriyor.
Listede belediye yöneticilerinin yanı sıra imar, plan-proje ve yapı kontrol birimlerinde görev yapan veya geçmişte görev yapmış isimler bulunuyor. Bu birimler, bir yapının planlanmasından ruhsatlandırılmasına ve denetlenmesine kadar uzanan sürecin farklı aşamalarında görev alıyor.
O halde yalnızca kişileri değil, sistemi de konuşmalıyız.
Sistem ne kadar denetlenebilir?
İmar kararlarında her işlemin kim tarafından, ne zaman ve hangi gerekçeyle yapıldığı açık biçimde kayıt altına alınmalıdır.
Kayıtlar yapılan değişiklikleri göstermeli, kritik kararlar tek kişinin onayına bırakılmamalı ve işlemler elektronik imza ile zaman damgasına bağlanmalıdır. Bunun için gerekli teknoloji zaten var.
Plan değişiklikleri ve yapılaşma koşullarındaki değişiklikler de vatandaşın kolayca ulaşabileceği biçimde yayımlanmalıdır. Çünkü şeffaflık, en etkili denetim araçlarından biridir.
Şubat ayında bu köşede Menemen’deki imar tartışmasını yazarken de aynı noktaya dikkat çekmiştim. İlçeler ve isimler değişebilir; denetlenebilir bir imar sistemi ihtiyacı değişmez.
Menderes soruşturmasının sonucunu yargı belirleyecek. Ancak konu yalnızca kamu kaynakları değildir. İmar kararları, yaşadığımız binaların güvenliğini ve insan hayatını da doğrudan etkiler.
Bilişim dünyasında basit bir kural vardır:
Kayıt yoksa geriye hikâyeler kalır.
Şehirleri hikâyelerle değil, doğrulanabilir kayıtlarla yönetmek zorundayız.
















