Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür yine uyardı:
“Ülkemizin hemen hemen her yerinde büyük deprem olabilir. Gelin eşeğimizi sağlam kazığa bağlayalım.”
Herkesin kulağına tanıdık gelen bir cümle...
Ama kimsenin duymadığı bir çığlık gibi yine havada kaldı.
Bursa...
Bir yanda tarih, bir yanda sanayi.
Bir yanda Emir Sultan’ın duası, bir yanda fabrikaların dumanı.
Uludağ’ın eteğinde, fay hattının tam üzerinde duran bir şehir.
Depremin coğrafyasında, rehavetin başkentinde…
1855’te yerle bir oldu bu şehir.
Binlerce can gitti, tarih yıkıldı.
170 yıl geçti, hâlâ aynı soruyu soruyoruz:
“Hazır mıyız?”
Cevabı biliyoruz aslında.
Hazır değiliz.
Çünkü bizde deprem değil, unutkanlık kültürü kalıcı.
Depremi konuşmayı sevmiyoruz.
Siyasetçiler için riskli, belediyeler için pahalı, vatandaş için uzak bir mesele.
Ta ki yer sallanana kadar…
Sonra yine aynı cümle:
“Böyle olacağı belliydi.”
Ama kimse, belliydi dedikten sonra sorumluluk almıyor.
Naci Görür “10-15 yılda bitiririz” diyor.
Evet, eğer istersek, eğer gerçekten korkarsak...
Ama biz hâlâ “Yarısı bizden” kampanyasının İstanbul dışına taşınmasını bile konuşamıyoruz.
Sanki Bursa, fay hattının kenarında değilmiş gibi.
Sanki fay, Nilüfer’den, Osmangazi’den, Gürsu’dan geçmiyormuş gibi.
Fay hattı masa başında plan dinlemez.
Deprem yönetmeliği kadar, vicdan yönetmeliği de ister.
Çünkü mesele sadece bina değil, bilinç meselesidir.
Bugün kulak tıkayan, yarın enkazın altında sessiz kalır.
Bursa...
Otomotivin kalbi, tekstilin beşiği, ekonominin ikinci üssü.
Ama aynı zamanda fayın sıfır noktası.
Bu şehir çökerse, yalnızca bir şehir değil, bir ülke diz çöker.
Naci Görür haklı…
Deprem mekanizması milyonlarca yıl daha sürecek.
Ama bizim vurdumduymazlığımız bu kadar uzun sürmemeli.
Artık “eşeğimizi sağlam kazığa bağlama” zamanı.
Yoksa eşek değil, geleceğimiz elimizden kaçar.
















