İnternetten çorap alacaksınız, birkaç siteye bakıyorsunuz. Sonra günlerce karşınıza çorap reklamı çıkıyor. Hatta almışsınız, ihtiyacınızı karşılamışsınız, reklamlar hâlâ devam ediyor. İnsan ister istemez “Telefon beni mi dinliyor acaba?” diye düşünüyor.
Bunun için sizi dinlemelerine gerek yok aslında. Çünkü hangi ürüne baktığınız, hangi siteye girdiğiniz zaten neyle ilgilendiğiniz hakkında bilgi veriyor. Reklam sistemleri de bu bilgiyi kullanabiliyor. Çorap satan firma, reklamını çorap arayan birine göstermek için para ödüyor. Bizim birkaç dakika bakıp geçtiğimiz ürün, onlar için satış yapma ihtimali demek.
Ama dijital takip konuşulunca sohbet hemen; Bill Gates’e, Elon Musk’a, Zuckerberg’e geliyor. Bir süre sonra da gizli örgütleri, dünyayı yöneten karanlık güçleri tartışıyoruz.
Büyük teknoloji şirketlerini sorgulayacağız elbette. Ama bu işte reklam ağları da var, veri toplayıp işleyen şirketler de. Bir kısmının adını hiç duymadık. Bütün dikkatimizi birkaç tanınmış isme verince bu ticaretin geri kalanını pek göremiyoruz.
Üstelik bilgilerimizin tek tek birilerine satılması da gerekmiyor. Reklamveren bazen yalnızca belli özellikleri taşıyan kişilere ulaşmak için ödeme yapıyor. Kimin neye ilgi duyduğunu bilmenin değeri de buradan geliyor.
Aradığımız ürünün reklamını görünce memnun olduğumuz da oluyor. Fakat her seferinde önümüze yeni bir şey konulunca, ihtiyacımız olmayanı da almaya başlayabiliyoruz. Bizim ne istediğimizi öğrenen şirket, daha fazla alışveriş yapmamız için de uğraşıyor.
Benzer yöntemler siyasette de kullanılabiliyor. Cambridge Analytica skandalını hatırlayın. Milyonlarca Facebook kullanıcısının verileri usulsüz yollarla toplandı. Bu bilgilerle seçmen profilleri çıkarıldı, siyasi reklamlar buna göre hedeflendi. Bir ürünü kime göstereceğini hesaplayan mantık, siyasi mesajı kime ulaştıracağını belirlemek için de kullanıldı.
Buradan “Seçimleri bunlar belirliyor” sonucunu çıkarmayalım. Çünkü böyle bir iddia için kanıt gerekir. Ama seçmenin ilgi alanlarını bilip karşısına ona göre mesaj çıkarmanın sağlayabileceği avantajı da küçümsemeyelim.
Bu tartışmalarda bir de “Microsoft kullanma, Linux’a geç” tavsiyesi var.
Bilgisayara Linux kurmak, kullandığınız internet hizmetlerinin veri toplamasını tek başına durdurmuyor. Aynı hesapları açıp aynı uygulamalara aynı izinleri veriyorsanız, işletim sistemini değiştirmiş olmanız yeterli değil. Kullandığınız hizmete ve neye izin verdiğinize de bakmanız gerekiyor.
Şirket bilgisayarlarında ise seçim yaparken başka şeyleri de hesaba katıyoruz. Bir çalışan işten ayrıldığında şirket dosyalarına erişimini kapatmanız gerekiyor. Bilgisayarlar güncel olacak, herkes her dosyayı açamayacak. Sistemi kurup bırakmakla iş bitmiyor; bunları düzenli biçimde yönetebilmeniz lazım.
Microsoft’un bu işleri kolaylaştıran araçları var. Linux’ta da bu işler yapılabiliyor. Ben bilişim tarafında bir tercih yaparken şirketin neye ihtiyacı olduğuna, ekibin o sistemi yönetip yönetemeyeceğine bakarım. Maliyetini de hesaba katarım.
Bir ürünün işimizi görmesi de onu geliştiren şirkete her konuda güveneceğimiz anlamına gelmez. Sistemimi iyi yönetebilirim; kullandığım hizmetin benden hangi bilgileri topladığını ayrıca sorarım.
Bilgimi neden istiyorsun? Kimlerle paylaşıyorsun? Ben hesabımı kapattığımda o bilgiler ne oluyor?
Bizim de dikkat edeceğimiz şeyler var tabii. Her uygulamaya rehberimizi açmamız, her istediğinde konumumuzu vermemiz gerekmiyor. Ama insanların önüne sayfalarca metin koyup “Kabul etti, sorumluluk onda” denilmesini de doğru bulmuyorum.
Şirketler ne topladıklarını ve ne yaptıklarını açıkça anlatmalı. Denetleyen kurumlar da açıklamayı okuyup geçmemeli; söylenenle yapılanın aynı olup olmadığına bakmalı. Kuralları çiğnemenin caydırıcı bir yaptırımı olmalı.
Bizi neden izlediklerini anlamak için şeytani planlar aramaya gerek yok. İlgi alanlarımızı, alışkanlıklarımızı öğrenmenin ekonomik bir karşılığı var. O bilgiler alışverişte de siyasette de kullanılabiliyor.
Telefon bizi dinliyor mu diye kuşkulanıyoruz. İnternette zaten verdiğimiz bilgilerin kimlerin elinde dolaştığını da öğrenelim. Bu işten para kazananların, o bilgiyi nasıl kullandıklarının hesabını vermesi gerekiyor.
















