Kızarmış, haşlanmış, fırınlanmış, püre ve daha birçok şekilde pişirilebilen, hemen her çeşit yemeğin ekürisi oluveren, tek başınayken bile tam bir lezzet yıldızı olan patatesin, Türkiye topraklarında son 150 yıldır var olduğunu, dünyada ilk olarak Güney Amerika yerlileri tarafından tarım ürünü olarak yetiştirilen bu besin deposu kök sebzenin, 16.yy’da da İspanyol gemicilerin Avrupa’ya tanıtması ile lezzet yolculuğu başlıyor.
Yüzlerce çeşidi olan patatesin sarı, mor, kahverengi kabuklarının içinde barındırdığı kimyasal yapı farklıdır. Ama lezzetini belirleyen sadece bileşenleri değil onun nasıl bir pişirme işlemi gördüğüyle çok ilgilidir. Patatesin iki tip yapısal özelliği bulunuyor; mumlu ve unumsu patates diyebiliriz. Unumsu olması içindeki nişasta oranının yüksek olmasından kaynaklanır.
ABD kökenli “russets” tipi sarı patates en bilinen örnektir. Nişasta oranı yüksek sarı patatesler, kızartma işlemi yapılırken hem yağın iç kısma geçmesini kolaylaştırıp hem de lezzetli bir kızartmada görmek istediğimiz o çıtırtıyı sağlayan ince kabuğun oluşmasını sağlıyor. Sarı patatesler püre yapımı ya da fırında pişirme için idealdir fakat haşlama esnasında nişasta yapıları dolayısı ile hemen dağıldıkları için uygun değildir. Mumlu patatesler ise ince kabuklu ve haşlama pişirmeye uygundur.
Patates gittiği her ülkede lezzet evrimi geçirip sevenlerini şaşırtmaya devam ediyor.
Örneğin İngilizler patatesin püre halini Shepherd’s Pie ile meşhur ederken, İsviçre Rösti ile patates köfteyi meşhur etmiş. Hindistan ise et yemeyenler için iyi bir alternatif olan yerel baharatlar ve köriyle tatlandırdığı patates kavurması Saag Aloo’yu meşhur etmiş. İtalya da patates püresinin hamurla karışımından yapılan Gnocchi’yi meşhur etmiş. Biz Türkler patatesin kendi tadının zirvesinde olduğu bir lezzeti “Kumpir”i dünyaya tanıttık desek yalan olmaz.















