Emine Duru

Emine Duru


Ana baba olmak

04 Temmuz 2020 - 12:11 - Güncelleme: 06 Temmuz 2020 - 13:38

Bu yılda üniversiteye giriş sınavları yapıldı. O sürekli değişen cafcaflı isimleri kullanmayacağım burada. Sonuçta bu sınav bundan sonra ki hayatımızı nasıl yaşayacağımızı belirlediğimiz bir seviye tesbit sınavı.

Ben bir anne olduğum için anne ve baba olarak yazacağım. Gençlerden yanayımda azıcık. Birileri de onlardan yana olsunlar değil mi? İşte ben onlardan yanayım ve hatalarımı sizinle paylaşmak istedim.

Kötü bir dönem yaşadı evlatlarımız. Salgın hastalık bulaşma riski, okullarına, dershanelerine gidemediler hele eve hapsoldular. Kendi oğlumdan biliyorum evden dışarı çıkmadı ve ders de çalışmadı. Zaten yorgun ve pandemi haberlerinden dolayı yorgun beyni çalışmayı ret etmişti. Analık babalık görevimiz; birkaç kere çalış dedik eve mahkum olmak zorunda olan oğlumuza. Aslında bu da değil yazmak istediğim.

Sınav günü ebeveynler endişe ile kapıda bekliyordu. Dualar edildi, Kur’an okundu çocukların ardından. Gençler gelemeye başladığında ise bahane beni benim sınava girdiğim günlere götürdü beni; Sorular kolaydı, çalışsaydım yapardım.

Bu kadar mı ya? Hala mı aynı nakarat. Hiç mi yenilemiyoruz kendimizi. Bu sene olağan üstü bir durum vardı ya… Desene; Pandemi olmasaydı…

Çocuk ana karnına düşünce başlıyoruz ona iş hayallerine. Çoğumuzun çocuğu doktor oluyor hayalimizde. Sonra biraz büyüyünce kısa zamanda bir kurs giriyor hayatına. Bizim oğlanın hayatına santranç kursu girmişti ilk. Sonra da diğerleri takip etti. Amacımız öğrensin yaşıtlarından geri kalmasın.

Peki sorduk mu kendimize? Biz yaşıtlarımızdan neden geri kaldık? Oyuna zaman ayırdığımız için değildir her halde. Ne güzeldi değil mi sokakta oynadığımız oyunlar. Değişmiyor dedik ama şu değişti, çocuğumuzun sokakta oynamasına izin vermedik. Biz onları sokağa göndermeyince kapımızın önü araç parkı oldu.

Dünyaya gelmeden teknoloji ile tanıştırdık, yemek yemiyor televizyonda reklamları açtık. Ellerine telefon verdik film seyrettirdik. Zira dünyaya getirdiğimiz evladımıza harcayacak zamanımız yoktu.  

Öyle ki günlere gidebilmek için ana kucağından ‘ana okulu’na attık. Sımsıcak bildiği kucaktan sabahın köründe kalkıp okulun yolunu tuttu evladımız. Onunla geçirdiğimiz zamana bile nitelikli ve nicelikli zaman adını verdik. O isimlere göre zaman yaşadık onunla.

Sosyal medyada herkese laf yetiştirdik de… Evladımızın sorduğu soruya ters ters cevaplar verdik. Nedense hiçbir sesi kaldırmayan kafamız dünyaya zevkimiz için getirdiğimiz evladımızın sesine bile tahammül etmedi.

Okula giden yavrumuza analık babalık yapmayı çantasını taşımakla bir tuttuk. Pardon pardon… çocuk ilgimizi çekmek için ödev yapmamakta direndiğinde hemen öğretmenin karşısına dikilip sanki ondan daha iyi bu işi becerecekmişiz gibi öğretmene ‘ders verdik’ Kendi eğitemediğimiz çocuğumuzu eğitmesi için taktikler verdik hadsizce.

Veli toplantılarında kendi kafamızda şekillendirdiğimiz çocuğu yarıştırdık diğerleri ile. Olduğu gibi kabul etmedik binbir zorlukla  dünyaya getirdiğimiz evladımızı. Kafamızdaki başka hemen yanımızda bulunan beden başka hayat yaşadık bilmeden.

Sevgileri başka kapıda aradılar onları çok sevdiğimizi düşünürken. Önce can dedik cananı bilmeden. Ana olduğumuzu sanarak babasının bize gönüllü bıraktığı evladımız babasız bıraktık. Sınırlı yetilerimiz olduğunu unutarak evladımıza kimsenin nasihat etmesine bile izin vermedik. Babasına bile ‘Dokunma benim çocuğuma’ dedik. Babada zaten razıydı bizim çocuğumuz olmasına. Zira onun hiç zamanı yoktu tüm zamanını iş, sosyal medya ve oyun alıyordu. En son babalar duyar demiştik ya… Gerçek olmalıydı.

Genç oldu aşık oldu… Onun için hayırlısını istedik biz hayırlısıydık ya…

Sevgimiz hapishane duvarları gibi sadece bedenini koruyor evlatlarımızın. Onun etrafına ev duvarı öremedik yazık…

Sınav kapısında ne çok düşünmüşüm bende… Evet, kısaca sınava giren tüm çocuklar doktor olacak.

Selam ile…
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum