Meme kanseri, dünya genelinde en sık rastlanan kanser türü olarak biliniyor ve geleneksel tedavi sürecinde tümörün cerrahi yöntemle alınmasının ardından, hastalığın tekrarlama riskine karşı genellikle kemoterapi uygulanıyor. Ancak saç dökülmesi, mide bulantısı, aşırı yorgunluk gibi yıpratıcı etkilerin yanı sıra kısırlık ve erken menopoz gibi hayatı değiştiren kalıcı sonuçlara yol açan bu yöntem, hastalar için fiziksel ve duygusal bir yıkım yaratıyor.Bilim insanlarının geliştirdiği yeni genomik test ise hangi hastanın gerçekten kemoterapiye ihtiyaç duyduğunu, hangisinin ise bu süreci güvenle atlayabileceğini belirleyerek kişiselleştirilmiş tıp döneminde yeni bir sayfa açıyor.Kişiselleştirilmiş tedavide yeni dönem
University College London (UCL) liderliğinde yürütülen ve altı ülkeden 4 binden fazla yeni teşhis konmuş hastanın takip edildiği uluslararası Optima araştırması, ezber bozan sonuçlar ortaya koydu.Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında sunulan bulgular, genomik test sonucu düşük riskli çıkan hastaların, kemoterapi olmadan sadece hormon tedavisiyle sağlığına kavuşabileceğini kanıtladı.Uzmanlar, bu gelişmenin hastaları büyük bir fiziksel yükten kurtarırken, sağlık sistemleri için de kaynakların çok daha verimli ve kanıta dayalı kullanılmasını sağlayacağını vurguluyor.Tümörün genetik şifresi çözülüyor
Araştırmada kullanılan ve tümör dokusundaki 50 genin aktivitesini inceleyen özel test, hastalığın önümüzdeki on yıl içinde tekrarlama riskini ölçüyor. Çalışmaya katılan ve meme kanseri vakalarının yüzde 80'ini oluşturan hormon duyarlı kanser türüne sahip 40 yaş üstü hastalar iki gruba ayrıldı.Test sonucu düşük çıkan ve kemoterapi almayan hastalarla, hem kemoterapi hem hormon tedavisi gören hastaların 5 yıl sonraki sağlık durumları karşılaştırıldı. Sonuçlar, kemoterapi almayanların yüzde 94'ünün, alanların ise yüzde 95'inin hayatta ve kansersiz olduğunu gösterdi.Aradaki bu neredeyse farksız oran, düşük riskli hastalar için kemoterapinin fazladan hiçbir fayda sağlamadığını gözler önüne serdi.Hastalar ve hekimler gelecekten umutlu
Araştırmanın yürütücülerinden Profesör Rob Stein, bugüne kadar hastaların klinik özelliklerine bakarak karar verdiklerini, artık doğrudan tümörün biyolojisini rehber edindiklerini belirtiyor. Bilim insanları, elde edilen güçlü kanıtların dünya genelinde tedavi pratiklerini değiştireceğini ve gereksiz toksisitenin önüne geçeceğini ifade ediyor.Nitekim araştırmaya katılan ve test sayesinde kemoterapiyi atlayan bir hasta, teşhisten dokuz yıl sonra bugün son derece sağlıklı ve aktif bir hayat sürdüğünü belirterek, kemoterapiden kurtulmanın kendisi için adeta büyük bir hediye olduğunu dile getiriyor.
University College London (UCL) liderliğinde yürütülen ve altı ülkeden 4 binden fazla yeni teşhis konmuş hastanın takip edildiği uluslararası Optima araştırması, ezber bozan sonuçlar ortaya koydu.Chicago'daki Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında sunulan bulgular, genomik test sonucu düşük riskli çıkan hastaların, kemoterapi olmadan sadece hormon tedavisiyle sağlığına kavuşabileceğini kanıtladı.Uzmanlar, bu gelişmenin hastaları büyük bir fiziksel yükten kurtarırken, sağlık sistemleri için de kaynakların çok daha verimli ve kanıta dayalı kullanılmasını sağlayacağını vurguluyor.Tümörün genetik şifresi çözülüyor
Araştırmada kullanılan ve tümör dokusundaki 50 genin aktivitesini inceleyen özel test, hastalığın önümüzdeki on yıl içinde tekrarlama riskini ölçüyor. Çalışmaya katılan ve meme kanseri vakalarının yüzde 80'ini oluşturan hormon duyarlı kanser türüne sahip 40 yaş üstü hastalar iki gruba ayrıldı.Test sonucu düşük çıkan ve kemoterapi almayan hastalarla, hem kemoterapi hem hormon tedavisi gören hastaların 5 yıl sonraki sağlık durumları karşılaştırıldı. Sonuçlar, kemoterapi almayanların yüzde 94'ünün, alanların ise yüzde 95'inin hayatta ve kansersiz olduğunu gösterdi.Aradaki bu neredeyse farksız oran, düşük riskli hastalar için kemoterapinin fazladan hiçbir fayda sağlamadığını gözler önüne serdi.Hastalar ve hekimler gelecekten umutlu
Araştırmanın yürütücülerinden Profesör Rob Stein, bugüne kadar hastaların klinik özelliklerine bakarak karar verdiklerini, artık doğrudan tümörün biyolojisini rehber edindiklerini belirtiyor. Bilim insanları, elde edilen güçlü kanıtların dünya genelinde tedavi pratiklerini değiştireceğini ve gereksiz toksisitenin önüne geçeceğini ifade ediyor.Nitekim araştırmaya katılan ve test sayesinde kemoterapiyi atlayan bir hasta, teşhisten dokuz yıl sonra bugün son derece sağlıklı ve aktif bir hayat sürdüğünü belirterek, kemoterapiden kurtulmanın kendisi için adeta büyük bir hediye olduğunu dile getiriyor.



















