Bakan Fidan: İran'a yönelik askeri müdahaleye karşıyız
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor" dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025 yılındaki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Bakan Fidan, 2025 yılının uluslararası sistemdeki tıkanmışlığın derinleştiği ve bu durumun adeta "kanıksandığı" bir dönem olarak kayıtlara geçtiğini vurguladı. Küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesinin onarılması güç bir tahribata uğradığını ifade eden Fidan, mevcut küresel yönetişim modelinin Gazze sınavında "sınıfta kaldığını" belirtti.
"Küresel düzen onarılması güç bir tahribata uğradı"
Uluslararası sistemin kapasitesinin ciddi bir testten geçtiğini kaydeden Bakan Fidan, insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizlerin birbiri ardına yaşandığına dikkat çekti. Fidan, "Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi onarılması güç bir tahribata uğradı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük." ifadelerini kullandı.
"İran'daki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz"
Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.
İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail'in sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz.
"Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesinden memnunuz"
(Gazze Planı'nın ikinci aşaması) Dün özel temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami'de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta.
İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika'nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi.
Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması... Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail'in niyeti de ortada.
"10 Mart Mutabakatı uygulanmalı"
SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has, Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması.
"Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz"
Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat'ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin'den, Resulayn'dan itibaren, Tel Rıfat'tan itibaren, Halep'te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: "Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım." Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım.
Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip... Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye'de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür.
10 Mart Mutabakatı'nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede... Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı'nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası.
Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.
"İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız"
"Ben açılış, bir önceki soruda da ifade ettim; biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var; o da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran'ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike.
Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuların çok fazla hani gündeme getireceğini düşünmüyorum.